Hz. Mevlânâ’dan diyalog karsitlarina cevap!.
Hz. Mevlânâ’dan diyalog karsitlarina cevap!.
“Ben yetmis iki buçuk milletle beraberim.” diyerek tüm insanliga evrensel Islam’i anlatmayi hedef alan Hz. Mevlânâ’dan, günümüzdeki diyalog karsitlarina düsündürücü bir cevap.
Istifade ile okuyor, takdirlerinize takdim ediyorum efendim.
Konya’da halka vaaz eden Hazret-i Mevlânâ bir ara der ki:
- Sizler hep iyilerin yaninda, kötülerin de uzaginda durun! Sakin kötülerle yüz yüze, göz göze sohbete dalip da onlara kötülüklerinde cesaret vermeyin!
Ne var ki, halka böyle konusan Mevlânâ’nin çevrede kötü bilinen kimselerle yüz yüze, göz göze diyaloga geçip siki fiki sohbet ettigi görülür.
Bir gün yine kötü bilinen biriyle dükkaninda diyaloga geçip sohbet ettigini gören cemaatten biri, disarida beklemeye baslar. Maksadi, camide söyledikleriyle disarida yaptiklarinin birbirine zit düstügünü hatirlatmak.
Nitekim Mevlânâ kötü bilinen adamin dükkanindan çikip da sokakta yürümeye basladigi sirada arkasindan erisen adam öfkeyle sorusunu sorar.
- Sen degil miydin der, ‘Kürsüde, iyilerin yaninda kötülerin de uzaginda durun.’ diyen?
Mevlânâ tereddüt etmeden cevap verir:
- Evet, bendim! Öfkeli adam:
- Öyle ise nedir bu çeliskili halin? Kötülerle yüz yüze, göz göze sohbettesin?
Mevlânâ:
- Ben, bu adami birak, yetmis iki buçuk milletle beraberim! der.
Büsbütün çileden çikan adam:
- Zaten, sizin gibiler bizim ahlâkimizi bozuyor. Kürsüde öyle konusuyorsunuz, sokakta da böyle davraniyorsunuz. Sözünüzle özünüz bir olmuyor! Mevlânâ:
- Ben yetmis iki buçuk milletle beraber oldugum gibi, bu sözünle de beraberim. Dogru olan, sözüyle özü bir olmaktir. Kürsüde ne söylüyorsak sokakta da öyle olmaktir. Benim sözümle özüm birdir. Çeliski yoktur davranislarimda, kötülerle kurdugum diyaloglarimda.
Söyle açiklar kendi özel durumunu:
-Ben, sirtinda gül yapragi tasiyan hamal gibiyim. Vardigim yerlere gül kokusu yayarim. Sirtinda gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasinlar!
Bir misal daha verir:
- Bizim gibilerinin vardigi karanlik yerlerde simsekler çakar, orasini aydinlatirlar. Vardigi yeri aydinlatacak nuru bulunmayanlar girmesinler yabancilarin karanlikta kalan dünyalarina.
Itirazci adam, ayaklarinin ucuna bakarak düsünmeye baslar. Neden sonra mirildandigi duyulur.
- Demek ki, bilgi ve kültür yükü tasimayanlar gitmesinler yabancilarin yanina, yönelmesinler yanlislarla dolu dünyalarina. Çünkü güzel kokulari yoktur ki kötü kokuyu bastirsinlar, bilgi nurlari yoktur ki cehalet karanligini aydinlatsinlar!
...
Bu yorumlarin yapildigi dönemden günümüze kadar 730 sene gibi uzun bir devir geçmistir. Ancak halen o devrin Mevlânâ’si seviyesine ulasamayip, avâm tabakasinin kültür seviyesinde kalanlar vardir günümüzde. Itiraz ediyorlar çevresine hosgörüyle bakan diyalogculara.
- Yaklasmayin yabancilara, konusmayin gayrimüslimlerle! diyorlar kiyidan köseden.
Biz de onlara, “Söyledikleriniz kendiniz için geçerlidir, kendi kültüründen emin olamayanlar, sirtinda gülü bulunmayanlar yaklasmasinlar yabancilara, girmesinler hosgörü ve diyalog topluluklarina..” diyoruz. Çünkü koklatacak gülleri, aydinlatacak bilgi nurlari yok yanlarinda.
- Elinde koklatacak gülü, kafasinda aydinlatacak bilgi nuru bulunanlarin görevidir bunlar...
