Deniz Yıldızının Hikayesi
Biliyormusun, çok direndim kağıt ve kalemi bul(a)mamak için...
İki işi bir arada yapamayan "aptal" olsaydım keşke.
Hem ağlayıp hem yazabilmemden nefret ediyorum.
Önce, şöyle "adam" gibi ağlayıp sonra yazsam ama olmuyor işte...
Olmuyor!
Bugün bir kez daha gösterdin bana seni ne kadar çok anlayamadığımı.
Haklısın...Ben seni anlayamıyorum.
Anlarsam diye de korkuyorum üstelik.
Seni, bizi...
Herşeyi anlamaktan korkuyorum.
Gel-git´lerin kurbanı olan bir deniz yıldızı gibi, denizden ve kumsaldan çok uzağa savruldum.
Şimdi beni kumsaldan çok uzağa savuran denizin tekrar yükselip beni geri götürmesini bekliyorum çaresizce..
Ben denize gitsem...Ait olduğum yere gitsem...
Ne fayda...Deniz yeniden beni buraya savuracak biliyorum.
Ve biliyorum ki; deniz suçsuz...Deniz masum...
Deniz bilmiyor ki, o tekrar yükseldiğinde, deniz yıldızı da onun peşine takılıp gidecek...
Derdimi denize söylesem dinlemez ki!
Kumsalla dertleşsem, anlatsam ona derdimi..
Hiç olmazsa kumsal beni anlasa...Anlıyormuş gibi yapmadan anlasa...
Ve kumsal anlatsa...
Üzerinde, denize ulaşamadan ölen diğer deniz yıldızlarını anlatsa.
Acı bile olsa, gerçeklerden ve denizin uçsuz bucaksızlığından söz etse...
Kendisinin ve denizin ölümsüzlüğünden bahsetse...
"Eğer bir daha savrulmak istemiyorsan uzaklara, denizin yükseldiği zamanlarda sıkı sıkı sarılmalısın dipteki bir kayaya" dese...
Ve karar verdiğinde bunları deniz yıldızına söylemeye...
Artık çok geç olduğunu bilse...
Deniz yıldızının öldüğünü bilse...
Görüyorsun işte.
Ben seni anlayamıyorum..
Anlarsam diye de korkuyorum üstelik.
Ama ben deniz yıldızını anlıyorum...
Hem de çok iyi anlıyorum... (20/03/2005)
Saygılar...
