Terim´den çarpıcı açıklamalar
Terim´den çarpıcı açıklamalar

Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim çarpıcı açıklamalarda bulundu. Takım üzerindeki gerginliğin futbollarına zaman zaman olumsuz yansıdığını vurgulayan Terim, "Her maçı Dünya Kupası´nı kaybedecekmiş gibi oynadık. Bu çocuklarla daha 15 tane idman yaptık. Ama Türkiye´nin neler başarabileceğini de sanırım gösterdik" dedi.
Milliyet Gazetesi´nden Bilgin Gökberk ve Ercan Güven´in sorularını yanıtlayan Terim önemli açıklamalar yaptı:
EG- Bizim ne zaman ekolümüz olacak Fatih Hocam?
FT- Benim ekolden anladığım, numaralar - sistemler değil. Bizim oyuncumuza ne uyar. Hangi elbiseyi giydirelim. Bugün bakıyorsunuz, İtalya... Hemen insanların aklına iyi defans yapan takımlar geliyor. Bize hangisi uyar onu söylemek istedim ekol konusunu açarak. Ama bu hemen bam diye olacak iş değil tabi.
EG- Hocam büyük takımlar -ki onlar en çok futbolcuyu veriyorlar Milli Takım´a; birinde Alman, ötekinde Belçikalı, diğerinde İngiliz... Ligimiz Babil Kulesi gibi.
FT- Muhakkak tabi herkes kendi sistemine göre oynatmak isteyecek. Biz kendi en iyi yaptığımız şeyi bilirsek sorun olmaz.
EG- Hocam işim gereği televizyondaki spor programlarını kaçırmamaya çalışıyorum. Özellikle ekrandaki reyting yarışı, aykırı konuşmayı gerektiriyor. Üstelik yazılı da değil, söyle gitsin. İşte bizim Arnavutluk galibiyetimiz de bu arada "tesadüf" olarak nitelendi. Önce çok mutlu olduk, mutluluk lafları prim yapmayınca, aksini iddia etmeye başladık.
FT- O duruma mı geldik? (Sohbet bölümünde televizyondaki spor programlarının ne halde olduğunu çok iyi bildiği ortaya çıkıyor ve "Böyle gitmez" diyor Terim)
EG- Hatta daha ileri... İlk 45 dakikada sizin tercihleriniz yüzünüzden kötü oynamış Milli Takım. Mahvetmişiniz bizi!
FT- İkinci yarıda benim yüzünden iyi oynamış mı peki? Öyle olunca öyle olması lazım. Öyle değil mi? Şimdi tabi herkesin fikri önemli, ama işin adını herhangi bir kişi koyarsa o zaman işin içinden çıkamayız. (Fazla zamirli bir cümle, Nostrodamus kıvamında. Açmak lazım)
EG- Ne anlamalıyım ben cümleden.
FT- Herkesin söylediği önemli tabi kendine göre. İtirazımız yok. Ama genel intibadan 1 - 2 tane cümle alıp, işin adını öyle koymak yanlış olur. Geneli bu değil. Bir tane iki tane aksini söyleyen olacak tabi. Ama genele baktığınız zaman Milli Takım için çok pozitif bir düşünce var. Siz cımbızla çekip bir cümleyi söylüyorsunuz. Tabi ki herkesin söylediğine dikkat ediyorum ama işin genelinin adı o değil. O mu? (Ben hoca olsam benim de hoşuma gitmezdi bu soru)
EG- Play-off kurasından önce tercih ettiğiniz takım "İsviçre" idi ya... Kurada o yüzden İsviçre çıkmış yargısına varılmak üzere. Ve bu ön koşuldan başlayarak eleştiriyorlar. (Gerçekten dediler; "Sen nasıl İsviçre çıksın dersin Hocam" sorusunu kulaklarımla duydum).
BG- (Yerlere yatıyor gülmekten) Helal olsun Ercan.
FT- Bir tek İsviçre´yi değil, diğer olası rakiplerimizi de tahmin ettim ama ben. Onlara hocalarımızı gönderdim izlettim. (Fatih Hoca direniyor Benim söylememle kura çıkar mı?" dememek için)
EG-Aslında eleştirenler bir yandan size tapınıyorlar. İsviçre dedin İsviçre çıktı. Doğaüstü yeteneklerini iyi kullanmadın, keşke başka bir takımı tahmin etseydin demek istiyorlar herhalde?
FT- Olaya hiç kimse tersinden bakmıyor. İsviçre ve Norveç acaba kimi isterdi, Bizi mi, İspanya´yı mı, Çek Cumhuriyetini mi? Bizi isterlerdi tabi. Üzerime gelip kimi istiyorsun diye ısrar ettiler. Ne değişecekse yani... (Nihayet) Ben de kasım ayında Norveç ve Slovakya iklim açısından müsait olmayabilir. İsviçre nispeten iyidir diye bir fikir koydum ortaya. İklim ifadesi kullandım. Bize bu çıksın, bunu tercih ederim diye bir şey demedim. Arnavutluk´la oynarken sekiz guruptan üç takım arasından rakip çıkabilir diyorum o üç takım oluyor.(Anlaşıldı, Terim tahmin yeteneği konusunda taviz vermiyor)
"İlk yarı iyi oynamadınız" tamam. Ama o gerginlik, o kaybetme duygusu... Hiçbir bahane kullanmam ama o saha oynanacak yer değildi. Her saniye Dünya Kupası´nı kaybedecekmiş gibi oynuyorsunuz. Bu Danimarka maçı için de geçerli, Ukrayna maçı için de geçerli, Arnavutluk maçı için de geçerli. Arnavutluk maçının ilk yarısında iyi oynamadığımızı ben de söyledim. Ama ikinci yarı, Türkiye´nin neler yapacağını gösteriyor. On beş tane idman yaptık beraber. Bi durun bakalım.
BG- Antrenmanlarınız milli maç gibi. Bir de ben bu kadar oyunun içinde olan bir teknik direktör görmedim. Basketbol koçları bu kadar içinde değil oyunun. İlk yıllardaki kadar hevesli görünüyorsunuz hâlâ. (Söyleşideki en keyifli dakikalarım. Sadece dinliyorum)
FT- Belki kendi kendimizi hazırladık; bilmiyorum. Kendi kendimizi yapılandırdık bu dönem zarfında...(Gözlerindeki o hasreti görseydiniz; talebesiz geçirdiği süreci hatırladığında)
BG- Genç bir antrenör gibisiniz hocam. Antrenmanı bile renklendiriyorsunuz. (Bu kadarı fazla. Birbirimize sarılıp ağlatmaya mı çalışıyor bizleri bu Bilgin)
FT- Doğru, o iştahım var doğrusu. Yüzde yüz... Antrenmanı monotonluktan çıkarıp zevkli hale getirmek lazım. İnsanların antrenmanı yapmak için ayaklarının geri gittiği değil, iştahla gittiği bir ortam çok önemli. ("Benim için de" demedi, ama anladık Hocamı)
BG- Benim takıldığım şu karizma meselesi Hocam. Ben sizi otuz senedir tanıyorum, istediğim suali soramayacakmışım gibi bir his var içimde. Karizmatik misiniz siz hocam. (Ve son darbe)
FT-Valla ben hiçbir şey bilmiyorum bu konuda. Karizmatik miyim karizmatik değil miyim. Hiç o işlerle de ilgilenmem. Ama bana atfedilen bir sürü şey var bu da onlardan biri. Benimle ilgili bir konu değil bu. Ben doğal davranıyorum. Neysem oyum. Ama karşı taraftan adlandırılıyorsa söyleyecek bir şey yok. Gelişmek evet de değişmek mümkün değil. Durursak düşeriz. Devamlı gelişmemiz lazım. (Bence Fatih Terim´in en çok keyif aldığı bölüm buydu. Mona Lisa gülümsemesiyle yanıtladı )
EG-Peki bu durumdan memnun musunuz? (İşimize dönelim sorusu)
FT- Onu da bilmiyorum. Memnun olup olmamam da önemli değil galiba.
EG- İsviçre ile oynayacağımız maçta FIFA´nın bizi tercih ettiği iddia ediliyor. Hatta FIFA yetkililerinin nezaket beyanatlarına dayandırılıyor bu. Almanya´da çok seyircimiz var ya. O yüzden bizi tercih edecekler. Bu sefer bileğimizin hakkıyla kazansak bile işin içine minik bir şaibe katıyorlar. Tercih edilmeyi bile kaldıramıyoruz.
FT- Biz bu durumlarda kendimizi çok iyi ifade ediyoruz. Ukrayna bize yumuşak oynar, Arnavutluk zaten dostlarımızdan biri. Hep böyle değişik düşünceler içindeyiz. Yani FIFA, İsviçre´yi istemez öyle mi! Alpler´in hemen arkası Almanya. Böyle kendi kendimizi kandırmaya başlayıp sonunda buna inanıyoruz. Oynamadıktan sonra Dünya´da kimsenin yardımını görmedim ben. Arkadaşlarımızın bir bildiği varsa açıklasınlar. Seyircisi yok mu sanıyorlar İsviçre´nin . İlk maçta otuz bin kişiyi göreceğiz orada.
BG- Siz UEFA´ya giderken keşke bu kupayı alamasa diyen bir zümre vardı. Dört defa şampiyon olurken olmasa diyenler de vardı. Ki bunun içinde Galatasaraylılar da vardı. Hangi başarıya gitseniz, sizden çekiniyor insanlar.
FT- Genel bir eğilim var her halde bu konuda.(Hiçbir başarı cezasız kalmıyor lafını anımsatıyor)
EG- Açık konuşuyoruz madem; sizle ilgili Hocam! Başarılar sizi güçlendiriyor. Güçlenince çok üstümüze çıkar diye çekinen ve orta karar gitmenizi isteyen kesim var.(Yanıt alamayacağımı bile bile soruyorum. Daha doğrusu durum tespiti yapıyorum)
FT- Anlaşılmaz bir düşünce tabi ama. Her meselede ille de mantıklı olmayan bir şeyler aramak gibi bir huyumuz var. İcad eder gibi. (Hayır demedi. Yani bana katıldı)
´Futbolcuya saygı duyarım´
BG- Hocam Milano´da yemek yiyorduk. Sizin sevdiğiniz yer Santa Lucia´da... Emre´yi gördüm. (Uluslararası insanların hali başka oluyor)
FT- Evet severim Santa Lucia´yı. Geçen gün Rui Costa ile karşılaştık orada.(Kalkıp gitsem mi acaba)
BG- İşte orada yemek yerken Emre dedi ki ;Fatih Hoca gelince daha farklı geliyoruz Milli Takım´a. En azından tribünlerden tepki almayacağımızı biliyoruz. Alsak, Hoca´nın bizi koruyacağını biliyoruz dedi. Fatih Hoca´nın bizde farklı bir etkisi var dedi. Emre´ye göre böyle, başkası başka şekilde izah ediyor. Sizdeki fark nedir hocam, nasıl anlatabilirsiniz?(Muhteşem bağladı)
FT-Bizim arkadaşlarımızla birlikte yaptığımız en önemli şeyi sorsanız, oyuncudan önce bütün isteyebileceklerini tahmin etmek derim. Bu çok önemli bir şey. Onlar adına düşünebilmek. Sahaya gelinceye kadar çok önemli bir süreç var. Saha doksan dakika, ama sahanın dışında yapılacak çok şey var. Ben futbolcu için hep şunu düşünürüm. Oyuncu saygın bir kimse ağır bir iş yapıyor. Kolay değil. Ben hep saygı duyarım yaptıkları işe. Yendin böyle, yenildin böyle olan bir ortamda, bu gelgitlerin çok sık yer değiştirdiği bir ortamda özel bir iş yapıyor ve ben de saygı duyuyorum. Dolayısıyla, saygı duyduğumuz insanlara nasıl davranacaksak öyle davranıyoruz futbolcularımıza. (Paragraftaki "futbolcu" kelimelerini çıkarıp mesela "dostlarım" kelimesi koyun, aynen Marlon Brando´nun "God Father"daki tiradı)
