Şeytan Bİle Utandi
2000’e ramak kala Allah’ını tanımayan, Peygamberini bilemeyen, dînini öğrenemeyen gençlik, böylece şeytanın kucağına itilmiş oluyor. Onun tuzağına düşüyor. Hattâ şeytana tapmaya başlıyor. Neûzü billah...
Evet satanist (şeytana tapan) gruptan bahsediyorum.
Güya Allah Celle Celâlûh‘a savaş açmışlar da, intikam alacaklarmışlar da (!) zavallılar! Bu satırları okuyunca yüzünüzde acımayla karışık bir gü-lümseme olduğunu görüyor gi-biyim. İnsan bilmediğinin tanı-madığının düşmanı olur. Rab-bini bilse gücünü kudretini öğ-rense merhametini görebilse düşman olur mu? “Savaş aç-tık” der mi? Zira:
“Kulları içinde ancak ilim sahipleri Allah (Celle Celâlûh)‘dan (gereğince) korkar.” Fatır Sûresi 28.
Allah Celle Celâlûh‘un ya-rattığı arzda gez. O’nun yarattığı yemekleri ye, suları iç, saymakla bitiremeyeceğin kadar nimetlerden istifade et; sonra da Allah Celle Celâlûh’a değil de şeytana tap. Rûhunu şeyta-na sat! Bu ne rezalet!
“O kahrolası insan ne nan-kör şeydir.” Abese Sûresi 17.
Satanistler (şeytana tapanlar)’ın haberlerini duyunca ürperdim doğrusu. Neler yapmışlar neler. Neler de yapacakmışlar... Şöyle kısaca hatırlayacak olursak:
Ortaköy mezarlığı yanında yarıçıplak vaziyette cesedi bulunan genç kızı boğmuşlar sonra da cesedine tecavüz et-mişler. Aman Ya Rabbi, neler duyduk! Kedi, köpek keserek kanlarını içmişler. Ne kadar iğrenç!
İleride yapmayı plânladıklarına gelince bir câmi imâmını öldürecekler, bir câmiyi yakacaklar, Kur’ân yakacaklar. Her ayın onüçünde bir bebek ya da genç kızı şeytana kurban edecekler... Neler neler...
Tüyleriniz ürperdi değil mi? Belki de “Bu kimseler acaba hangi ülkededir?” diye düşü-nüyorsunuzdur.
Bu gençlere neler telkîn edildi de, hangi eğitim ve öğretim programı verildi de, dîn nasıl tanıtıldı, bu zavallı çocuklar hiç bir din tanımayıp kin ve nefretle dolarak şeytanın bile kendilerinden fersah fersah kaçacağı bir sapıklık içine düştüler.
2000’e girerken her ya-nımız teknolojik harikalarla donanmış, neredeyse tüm iş-leri robotlara yaptıracak kadar ilerlemiş ve gökyüzünün derinliklerini keşfetmek için teknik bakımdan hızla yükselirken, insanlık neden ahlâken ve mânen hızla yerin dibine doğru alçalıyor.
Kâlpler pille çalıştırılır, ölüme bile çareler aranıyorken ruhun ölümü gündeme gel-meyecek mi? Bu dünyaya ge-lişimizin asıl gayesi hiç mi kafalara dank etmeyecek mi?
Yine de bu zavallı çocukların bu cahilliklerini inanın çok görmüyorum. Neden der-seniz:
Son birkaç yıl içerisinde yapılan irtica çığlıkları arasında dinle alâkalı herşeyi kötülemeye, aşağılamaya, dalga geç-meye ve gericilikle itham etme-ye yönelik yapılan yaygaraları ve yayınları düşünün. Bütün hocaları, Ali Kalkancı sevi-yesinde gösterme gayretlerini hatırlayın. Önlerinde rahle Kur’ an tedrisi gören pırıl pırıl ço-cukların resmini basarak “İrtica Yuvaları” diye başlıklar ata-rak karalayan, din ile alâkalı ne varsa hepsini “öcü” gibi sunan basını gözünüzün önüne getirin.
Bazı televizyonlarda gösterilen bazı yerli ve yabancı klipleri, bazı programları, ayrıca pop konserlerindeki havayı, ortamı, binlerce gencin ayılıp bayılıp çığlıklar attığını...
Bazı filmlerde; ya nefretin ve şiddetin, ya da fuhuşun ve erotizmin ön plâna çıkarıldığını düşünürsek...
Tüm bu saydıklarımız ve dahası, bu gençliği nelere özendirir? Nelere yönlendirir? İnancını ve itikadını nasıl etki-ler? Körpecik dimağları nasıl zehirler? Acaba bunun hesabı yapıldı mı? Şayet yapılanlar kasıdlı ve maksadlıysa artık bi-rileri kına yakabilir.
Bu kadar tahribattan son-ra bu gençler satanist değil de Allah Celle Celâlûh dostu mu olacak zannediyoruz. Asıl ci-nayeti işleyen satanistler değil, gençliği satanizme iten, teşvik edendir. Gün gelir kendi ço-cukları da satanist olur da, hattâ ana babasını doğrarsa şaşmam. Allah Celle Celâlûh‘a savaş açan ana baba tanır mı?
Bu gençliğe, yeni nesle, Allah Celle Celâlûh’u tanıtmazsak onlar da Allah Celle Celâlûh’a değil elbette ya ineğe, maymuna tapacak, ya da şeytana ta-pacaktır. Kokmuş medeniyetin beşiği olan batı dünyasında gençler sarhoş, esrarkeş ve her türlü sapıklığı yaparker oradan esen rüzgarlar malasef bizim gençliğimizi de etkiledi.
Bu insanlar fıtrî olarak içlerindeki boşluğu doldurmak, huzur bulmak istiyorlar amma, yanlış adresle başvuruyorlar. Diskotekler dolu. Meyhaneler, kezâ... Fuhuş yapmak, su içmek kadar kolay.... Niçin insanlık halâ mutsuz, gönüller niçin perişan...
Avrupa’da refah seviyesi yüksek, kişi başına düşen milli gelir oranı çok fazla olan ülkelerde bile intihar edenler ne kadar çok.
Zevkin her türlüsünü ta-dan en çirkinini en iğrencini yaşayan bu insanlar herşeye rağmen içindeki boşluğu dol-duramıyor. Zevklerle, heyecanlarla tatmin olamayınca önündeki bunalım barikatlarını (ma-neviyat da olmadığı için) aşamayınca koskoca dünya dar geliyor. Kalbi sıkıntıdan infilâk edecek noktaya gelince son çare olarak “öleyim de kurtulayım.” diyor ve intihar ediyor.
İslâmsız ve Kur’ân’sız olan yaşantıların ortaya koyduğu ni-ce intîhar tablosuna şahit ol-muşunuzdur.
Geçici zevklerle, köklü çö-züm bulamazsınız.
Ey karanlıklar içerisine gömülen insanlık!
İçinde uçurumlar gibi boş-luklar olan beşeriyet!
Manevi sese kulak verin.
Ne içkiyle, ne kumarla, ne de fuhuşla değil.
“Bilesiniz ki, kâlpler an-cak Allah (Celle Celâluh)’u anmakla mutmeinn olur.” Rad Sûresi 28
Seni yaratan, seni en iyi bilen Hâlık’ın böyle buyurdu. Kalbin huzur bulmasını gönlün sükûnete kavuşmasını istiyorsan, Allah Celle Celâlûh’ tan kork, O’na yönel, O’nu dinle...
Çözüm İslâm’dır. Saâdetin reçetesi, mutluluğun şifresi Kur’ân’dadır. Başka çare var mı? Hani? Söyleyin.
Siyasette tıkandık, ekonomide tıkandık, eğitim sisteminde tıkandık. Tıkandık...
Çağın kaybettiği İslâm’dır. Herşey onunla gitti. Ancak onunla gelebilir.
Ama bu arayışımızı yanlış yönlerde ve yanlış yerlerde ara-dığımız için diğer bir ifadeyle zillet çukurlarında izzet ara-dığımız için yanılmaktayız.
“Her kim izzet ve şeref is-tiyorsa. Bilsin ki izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.” Fatır Sûresi 10
Bakınız üç aylara girmek üzereyiz. Recep, Şaban ve Ramazan ayları... Pek feyizli, bereketli, fazilet bakımından birbirinden üstün olan aylardır.
Peygamberimiz Muham-med Sallallâhü Aleyhi ve Sel-lem Efendimiz bir hadis-i Şe-rif’inde:
“Recep, Allah (Celle Celâluh)’ın ayı, Şaban benim ayım, Ra-mazan ümmetimin ayıdır.” buyurmuşlardır. (Deylemî, Firdevs, 2-275 No:3276)
Recep ayı, Hakk Teâlâ’nın sevdiği aydır. Ve günahları ba-ğışlayacağı aydır.
Tevbe edelim. Pişman na-dim olalım. Ömrün isyanlarda geçse, boğazına kadar günah içinde de yüzsen, hattâ satanist bile olsan, eğer Allah Celle Celâlûh’a yönelir, gözün yaşlı, kalbin buruk, dilin titrek af dilesen, tevbe etsen emin ol mevlâ af edecektir. Dağlar ka-dar günahın bile olsa.
Onun dışında, nokta kadar günahın olsa tüm dünya birleşse senin günahını af edebilirler mi? Asla!
Diyorum ki,
Gelin şu nemelâzımcılığı bırakalım. Allah Celle Celâlûh için tebliğ yapalım. Davette bulunalım. Allah Celle Celâ-lûh’un üvey kulu yok. Hiç ayırd etmeden, içki de içse, zina da etse, şeytana da tapsa, metalci, punkçu, hiphopçu, kime ulaşabilirsek uygun bir şekilde Allah ’ın kullarını, Allah’ın ayında, Allah’ın evlerine davet edelim. Allah rızası için...
“Ben şüphesiz müslümanlardanım.” deyip dürüstlükle çalışarak Allâhü Teâlâ’ya da-vet eden kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” Fussilet Sûresi 33
