Budizm
M.Ö. 4. yüzyılda, Hindistan´ın kuzeydoğusunda, Brahmancılık´ın sert uygulamalarına alternatif olarak kurulan, Buddhacılık veya Budizm olarak bildiğimiz ekolün mimarı olan Gautama Buddha´nın yaşamı hakkında kesin ve net bir bilgi birikimine sahip değiliz. Çeşitli kaynaklarda, onun M.Ö. 560-480 yılları arasında yaşadığı belirtilmektedir.
Budizm, başlangıçta yalnızca ahlaki düşünceler ve bir tür yoga hayatı ya da düzenli ve disiplinli bir yaşam anlayışı ile sınırlanmış ve daha sonra, kutsal kast ayrımlarına, Tanrı´ya tapınma biçimlerine ve kurban törenlerine dayanan Hinduizmden ayrılarak, aynı zamanda felsefi bir akım şeklinde gelişmiştir. Maddenin ebediliğini savunan Budizme göre, varolan her şey, Tanrı´nın hiçbir müdahalesi olmadan, mekanik yasalara uygun olarak maddeden meydana gelir. Evrende ne varsa, bu şekilde varlığa gelir. Ruh da, bu yasalara tabi olmak durumundadır. Başka bir deyişle, Budizm, varlık görüşünde bireylerin, canlı varlıkların ezeli-ebedi bir ruhları olmadığını savunur. Bir Yaratıcının varolmadığına inanan Buddha´ya göre, kötülükle acının varoluşu bir yaratıcıya duyulacak inancın önünde aşılmaz bir engel oluşturur.
Budizmin iki türü vardır: Hinayana ve Mahayana. Bunlardan birincisi, yani eski Budizm, bireyleri bu dünyanın sıkıntı ve istiraplarindan kurtarmayı amaçlar. Yani, o önce bireyin yazgısını ve kurtuluşunu dikkate alır. Buna göre, acı çekmekten kurtulmanın tek yolu, yaşamdan el etek çekerek, Nirvana´ya ulaşmakla elde edilebilecek olan ahlak yetkinliğidir. Buna karşın, Mahayana adı verilen yeni Budizm, bireyden çok tüm insanlığı, yani bütünü dikkate alır. Bu anlayışa göre, büyük borç gerçekte tüm insanlığa hizmet ettikten sonra ödenmiş olacaktır ve bireyin yalnızca kendisini kurtarmasının hiçbir önemi yoktur.
