birkaç güzel hikaye

RSS Feeds

birkaç güzel hikaye


Bir Gencin Tövbesi


Bir Gencin Tövbesi

Allahü teâlâ, peygamberi musa aleyhisselâma hitap edip
" (ey musa! filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. git onun işini gör. sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.
Hazret-i musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere:
-bu gece, burada, allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:
-ey allahın peygamberi! allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
Musa aleyhisselâm:
-ben onu arıyorum, buyurdu. gösterdiler.
Hazret-i musa, o eve girdi. rahmet meleklerini gördü.ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı.hazret-i musa, yalvararak münacaat etti:
-ey rabbim! sen buyurdun ki, o´´benim dostumdur.´´ insanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. hikmeti nedir?
Allahü teâlâ:
(ey musa! insanların onun için fâsık demeleri doğrudur. ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. bizim huzurumuza sığındı. ben ki, allah´ım! onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.



RESULULLAH´IN (S.A.V) AĞLAMASI


RESULULLAH´IN (S.A.V) AĞLAMASI

Resulullah (s.a.v) bir gece zevcesi Ümmü Seleme´nin evinde idi. Gece yarısı uykudan kalkıp evin karanlık bir köşesinde dua ve ağlamakla (Allah´a yalvarıp yakarmakla) meşgul oldu. Ümmü Seleme, Resulullah (s.a.v)´ı yatağında görmeyince kalkıp onu aramaya koyuldu. Bir de baktı ki Resulullah (s.a.v) evin karanlık bir köşesinde durup ellerini göğe kaldırmış, ağlayarak Allah´a şöyle yalvarıp yakarıyor:

- "Allah´ım! Bağışladığın nimetleri benden esirgeme. Beni, düşmanların bana gülmek vesilesi kılma, kıskançları bana musallat etme.

Allah´ım!Beni onlardan kurtardığın kötülük ve çirkinliklere geri çevirme.

Allah´ım! Beni hiçbir zaman ve hiçbir an kendi başıma bırakma; kendin beni her şeyden ve her afetten (beladan) koru."

Ümmü Seleme Resulullah (s.a.v)´in bu durumunu görünce ağlayarak kendi yerine döndü. Resulullah (s.a.v) Ümmü Seleme´nin ağlama sesini duyunca, ona doğru gidip ağlamasının sebebini sordu.

Ümmü Seleme şöyle dedi:

- "Ya Resulellah! Senin ağlaman beni ağlattı. Sen neden ağlıyorsun? Siz Allah katında olan onca büyük makam ve yakınlığınıza rağmen Allah´tan böyle korkuyorsunuz, Allah´tan bir an bile sizi kendi başınıza bırakmamasını istiyorsunuz, o halde vay bizim halimize!"

Resulullah (s.a.v) onun sözüne karşılık şöyle buyurdular:

- "Nasıl korkmayayım, nasıl ağlamayayım, nasıl kendi akıbetimden korkmayayım, nasıl kendi makam ve mevkime güveneyim! Oysaki Allah Teala, Hz. Yunus´u bir an kendi haline bıraktı ve onun başına gelmemesi gereken şey geldi!"



ÇOBAN VE AĞAÇ


ÇOBAN VE AĞAÇ
Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:
"Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık".
Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur´an´ını okumaya koyulurdu.

Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken :
"Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi."
Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.

Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.

Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense birşey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini. Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinde daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Birşey hatırlamıştı.
Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken :
"Canım" dedi, hıçkırıp ağlayarak.
"Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazan´ın ilk günü olduğunu ?"



Kabirden Mektup


Kabirden Mektup

Canim Annecigim
Hani basucumda toplanmis, telas icinde feryadu figan ile gozyasi dokuyordunuzya iste o anda dunyada iken hic gormedigim, tanimadigim varliklar geldi yanima. Meger onlar Meleklermis. Azrail ve diger gorevli melekler... o esnada bir sey daha oldu. Bana Ahirette ebedi kalacagim yer gosterildi. Alevler vardi orada. Ceza yeriymis orasi. Her seyi anladim. Ihmalimi de hatalarimi da. Ve cok korktum anne. Bir urperti sardi bedenimi. Oyle bir sIkIntiya girdim ki sizleri de taniyamaz oldum. Azraile baktikca korkumun siddeti artti. Cok heybetliydi. Pisman olmustum dunyadaki gafletime. O sirada Allahu Teala dan salih ameller isleyebilmek icin olumu geciktirmesini ve beni tekrar geri dunaya gondermesini istedim. Ama vakit cok gecti. Istedigim kabul olunmadi. Tabi bunlardan sizin haberiniz olmadi. Nasil aci cektigimi hissedemediniz. Oyle ya ne bilecektiniz. Benim gibi Azraili butun dehsetiyle gormediniz ki. Hani dunyada iken Sekerati Mevt diyorlardiya ne kadar zormus. O anki aciyi anlatmak mumkun degil. O gun gelipte Azraille karsilasanlar bilir ancak. Yani tadinca bilir ana tadinca bilir.

Gercekten Peygamberimiz (sav) in "Allahim sekerati mevtte olum zahmeti ve bayginligimda bana yardim et." diye dua ettigini soylerdi hocalar da sanki kulagimin birinden girer nefsime hic etki yapmadan digerinden cikardi. Ne kadar dogru imis. Yani anlayacagin anacigim o olum ani kasabin elinde derisi soyulan koyunun dustugu an gibi bir hal. Izdirap dolu bir an. Cok ama cok zor. Ve cok korkutucu. Bu korkunc manzara karsisinda biliyormusun ruhum bedenimden cikmak istemedi ana, parcalara ayrildi kacisip duruyordu bedenimde. Ruhum cikmamakta direndikce melekler de bana azap ettiler. Iste boylece daha ruhum cikmadan kabir azabi baslamisti. Nihayet ruhum bedenimi terk etti de bende bu azaptan kurtuldum. Hep dusundum durdum anne. Acaba bu kadar cezayi hak edecek ne yaptim? Fakat sonradan anladim bu cezanin sebebini. Meger bunlar dunyada isledigim kotu amellerin sonucuymus. Azrailin yaninda iki melek daha vardi biri rahmet diyeride azap melegiymis. Olen iyi kimse ise azrail aldigi ruhu rahmet melegine kotu kimse ise azap melegine verirmis. Allahin emri boyle imis. Bir yigin azaptan sonra azrail ruhumu aldi.... ve.... azap melegine teslim etti. O zaman daha once gosterilen ahiretteki yerimin ne kadar kotu oldugunu daha iyi anladim. Zaten ruhum alinacagi sirada bir kus gibi gogsumun en ust tarafina, koprucuk kemigime firlamisti. O zaman meleklerin konusmalarinda her sey belli olmustu. Cunku, "bunu kim tedavi edecek?" diye birbirini soruyorlardi. O ani ve sIkIntilarini anlatmak imkansiz anacigim. Ayaklarim birbirine dolasti melekleri gorunce. Belki sizde fark ettiniz ayaklarimdan kanin cekildigini ve bembeyaz buz gibi oldugunu. Iste boyle anne.

Benim dunyadan getirdigim kotu amellerim dolayisiyla melekler ruhumu bedenimden zorla almak durumunda kalmislardi. Bunlar naziat melekleri imis. Eger amellerim iyi olsaydi, yani salih amel sahibi olsaydim o zaman neseli ve kolaylastirici Nasitat melekleri ruhumu alacakmis. Ve bana Allahin selamini sunup selam sana ey Allahin Veli kulu, muhakkak ki Allahu Teala sana selam gonderiyor diyecekmis. Nerdeee! Gafletimin acisini cektim iste boylece anne. Ve sayet Azrail geldiginde abdestli olsaydim birileride yanimda Kuran okusaydi ve salih amellerimde cok olsaydi, o kadar aciyi cekmeyecektim biliyormusun. Ölümüm daha kolay olacakti. Yahut orada bulunanlardan Allahin sevdigi bir dostun benim icin azraile "Ey Azrail, arkadasima aci. Ona yumusak davran cunku o muminlerdendir " dese ve boylece dua etseydi yine o kadar aci cekmeyecektim biliyor musun. Dogrusu Azrail gelirken zaten heybetinden korkmustum. Zira daha ruhumu almadan onu korkunc sekliyle gördüm. Keske gözlerim kör olsaydi da onun korkutucu seklini görmeseydim. Ama oyle degil. Gözlerim körde olsa yine de onu görürmüsüm. Dünyada iken kör olup olmamak fark etmezmis herkes ölüm aninda ruhu daha cikmadan onu mutlaka gorurmus. Bilmem ki canim annecigim. Benim olum aninda bogazimin sIkIlarak hiriltilar cikardigini, yuzumun renginin degisip siyaha yakin bir hal aldigini, ve agzimin kopurdugunu gorebildinmi? Zannetmiyorum. O kadar cok feryadu figan icindeydin ve o kadar gözyasi döküyordun ki bunlari fark etmen mümkün olamazdi o anda...



Görmesini Bilen Gözler

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
Büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
Pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. bir tanecik
Yavrusuydu her zaman. ama ilk okula başlayınca işler
Değişti. arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
Çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. küçük kız, ilk
Önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
Kıskanıyordu. ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
Bir cilde sahipti. "badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. demek ki, annesi
Onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
Dönüştü. evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
Bakan yoktu. üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
Düzelmiyordu. genç kız, doktorların gizlice yaptığı
Konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
Ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
Annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
Karar verdi. fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
Söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
Bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. karanlık dünyasıyla
Baş başaydı. bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
Söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
Korkuyordu. fakat kör olmak zordu. en azından kimseye
Yük olmazdı. genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
Müthiş bir çığlık attı. karşısında bir dünya güzeli vardı.

Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. yüzündeki
Bozukluklar tamamen kaybolmuştu. çok kemerli olan
Burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
Yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
"sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "yüzümde hiçbir
Çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
Diye gülümsedi. annenin bağışladığı gözleri
Taktık. sen, onun gözünden gördün kendini!."




YA RESULULLAH (S.A.V) BANA TAVSİYE ET!

Hz. Ali (a.s) şöyle diyor:

Bir şahıs Resulullah (s.a.v)´in huzuruna gelerek Hazretin kendisine tavsiye etmesini istedi. Resulullah (s.a.v) ona şöyle tavsiye ettiler:

- "Benim sana tavsiyem şudur ki; parçalansan, ateşe atılıp yakılsan bile Allah´a şirk koşma.

Annene ve babana eziyet etme; eğer dünyadan göçmeni bile emretseler öyle yap.

İhtiyacından fazla kalan malını dini kardeşinin ihtiyarına bırak.

Müslüman kardeşinle karşılaştığında açık yüzlü ol.

Halka ihanet etme.

Gördüğün her Müslüman selam ver.

İnsanları İslam´a doğru davet et.

Bil ki, her sorunu çözmenin (sıkıntısı olanın sıkıntısını gidermenin), Hz. Yakub´un oğullarından bir köleyi azat etmek kadar sevabı vardır.

Bil ki, şarap ve her sarhoş edici şey de haramdır."


MELEKLER YIKADI


MELEKLER YIKADI

Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretlerinin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygamberimiz, eshâbını toplayarak islâma saldırmak ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp yapılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağırıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala´nın evine uğradı. Bu karar ve resûlullah Efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud´a gitmek üzere hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı.
Harp sona erince Müslümanlar Medine´ye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen hazreti Hanzala´nın dul hanımı da vardı.Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyordu. Ancak sorulan soruları sevgili peygamberimiz´´aleyhisselâm´´ cevaplıyordu. En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala´nın hanımına gelmişti. Resûlullah Efendimize yaklaşarak:
-Ey! Allahın Resûlu! Hanzala nerede, demesi üzerine sevgili peygamberimiz cevabında:
-´´Hanzala şehit oldu´´, buyurdu.
Bunun üzerine Hanzala´nın hanımı:
-Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mübârek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde (sen Hanzala için hiç merak etme! Ben Hanzala´yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm) buyurdu.Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzala´yı aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala´nın henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular. Sevgili peygamberimizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler. Bunun için O´na ´´Gasilül- melâike´´ yani (Meleklerin gusül ettirdiği Hanzala´´ denir. Bu evlilikten Eshâbın büyüklerinden hazret-i Abdullah dünyaya geldi.



Cennet Komşusu


Cennet Komşusu
Vaktiyle padişahlardan biri şehri dolaşmaya çıkmıştı. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmiş, yanına da bir kölesini almıştı. Halkın kendi yönetimi hakkında neler düşündüğünü öğrenmek istemisti.
Mevsim kıştı. Soğuk her yeri kasıp kovuruyordu.
Yolu bir mescide düştü.
İki yoksul bir köşede titreyerek oturuyordu. Gidecek başka yerleri yoktu.
Onların ne konuştuklarını merak eden padişah yanlarına sokuldu.
Fakirlerden şakacı olanı soğuktan şikayet ediyordu:
- Yarın cennete gittiğimizde bizim padişahı oraya sokmayacağım! Cennetin duvarına yaklaştığını görürsem, pabucumu çıkarıp kafasına vuracağım.
Öteki merakla sordu:
- Onu niçin cennete sokmayacakmışsın?
- Tabii sokmam. Biz burada soğuktan donarken o sarayında keyif sürsün. Bizim halimizden haberdar olmasın. Sonra da kalkıp cennette bana komşu olsun. Ben öyle komşuyu istemem arkadaş, dedi.
Gülüstüler.
Padisah kölesine:
- Bu mescidi ve adamları unutma! dedi.
Saraya dönünce mescide adamlarını yolladı. İki fakiri alıp saraya getirdiler.
Zavallılar başımıza neler gelecek diye korkuyla bekleşirken onları dayalı, döşeli bir odaya yerleştirdiler.
- Burada yeyip, içip yatacak, padişahımıza dua edeceksiniz. Cennette size komşu olmasına karşı çıkmıyacaksınız, dediler.
Padişah ne iyi kalpli imiş, değil mi? Peygamberimiz yoksula yardım edenleri şöyle övmüştür:
"Bir mü´mini dünya dertlerinden kurtaranı, Allah, ahiret dertlerinden kurtarır."



Yalancının mumu yatsıya kadar yanmadı


Yalancının mumu yatsıya kadar yanmadı

Devr-i Saadet´te bir Yahûdi, bir Müslüman´a iftira ederek Peygamberimiz´e şikâyette bulundu:
-Bu adam benim devemi çaldı. Bu deve benimdir, işte şahidlerim, diyerek iki de münâfıklardan yalancı şahid gösterdi.
Gerekli inceleme yapıldı, durum Müslüman´ın aleyhine tecelli ederek devenin Yahûdi´nin olduğuna hükmolundu ve deve Müslüman´dan alınarak Yahûdi´ye teslim edildi.

Bununla kalsa iyi. Hırsızlık yaptığı için o Müslüman´ın ayrıca eli de kesilecekti. İslâm´ın hükümlerini bilen o sahabî ellerini açarak:
-Ya Rabbi! Sen her şeyi bilensin, görüyorsun ki Yahûdi yalancı şahidler göstererek devemi aldı. Şimdi de elim kesilecek. Her gece okuduğum Salavat-ı Şerife´nin yüzü suyu hürmetine sen beni bu belâdan kurtar! Şu anda beni kurtaracak hiçbir merci yok, diyerek Allah´a hulûs-i kalb ile yalvardı.

Daha Huzur-u Saadet´ten ayrılmadan deveye Cenab-ı Allah lisan ihsan etti, deve konuşmaya ve hakikatı olduğu gibi söylemeye başladı:
-Ya Resûlellah! Ben bu Yahûdi´nin değil Müslüman´ın malıyım. Beni sahibime iade et ki, adalet tecelli etsin, diyerek sahibinin huzuruna varıp diz çöktü.

İnsana konuşma hassasını veren Allah değil mi? Neye kadir değil ki, bir Yahûdi´nin karşısında bir Müslüman´ı küçük düşürmekten korudu ve deveye lisan bahşetti. Deve sahibine verildikten sonra Cenab-ı Peygamber Efendimiz, orada bulunanlar da bilsin diye bu Müslüman´a ne ile bu dereceye eriştiğini sordu. O sahabî de:
-Ya Resûlellah! Ben her gece sana 10 defa salavat okumadan yatmam! Burada da o salavatın yüzü suyu hürmetine Allah´tan yardım diledim. Allah Celle Celalühü hamdolsun ki benim yüzümü kara çıkarmadı, dedi.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s):
-Ne mutlu sana, salavat hürmetine dünyada elin kesilmekten kurtulduğun gibi, ahirette de cehennem azabından kurtulacaksın, buyurdular.

Orada bulunan münâfıkların çoğu îmanlarını yenilediler, kalblerini temizlediler, mü´minlerin ise bir kat daha îmanı ziyadeleşti...


Şeytan´ın Hilesi


Şeytan´ın Hilesi

Şeytan, şeytanlığını yapabilmek için, insanların zihnine girebilmek için kendine bir yol arar ve bulur. Allah´tan sakınan, gece gündüz ibadet eden birçok kimse vardı. Onlar Allah´ı Allah´da onları sever, dualarını geri çevirmezdi. Allah´ın bu sevdiği kullarını insanlarda sever ve sayardı. Şeytan bu durumu değerlendirmeyi düşündü.

Bu Allah dostları, halk tecelli edip vefat edince, Şeytan halkın içine girer ve onlara her fırsatta onları hatırlatmaya başlar.
- Şunu, şunu nasıl bilirdiniz?
- Allah Allah. Sorduğun soruya bak. Nasıl bileceğiz? Onalr Allah´a çok bağlıydılar. Duaları geri çevrilmezdi.
- Onlara ne kadar üzülüyorsunuz?
- Çok çok.. Tarifi mümkün değil.
- Öyleyse onları görmek isterdiniz değil mi?
- Hemde nasıl!
- Niçin onlara hergün bakmıyorsunuz?
- Ne demek istiyorsun? Hiç mümkün olabilir mi? Onlar vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar.
- Siz de onların resimlerine bakın!

Şeytan´ın bu sözleri halkın beğenisini toplar. Bunun üzerine o salih inmsanların resimlerini yaparlar ve hergün o resimlere bakmaya başlarlar böylece ayrılık özlemlerini giderirler. Zamanla resimlerden heykellere geçerler. Bunları evlerine ve mabetlerine kadar her yere koyarlar.

Resim ve heykelleri ilk yapan bu insanlar Allah´a ibadet ediyorlar. O´na ortak koşmuyorlardı. Bu heykellerin taştan yapıldığını, yarar ve zararı olmadığını biliyorlar, ancak gene de saygı gösteriyorlardı. Gittikçe heykeller çoğaldı. Heykellerin çoğalmasıyla saygıda çoğaldı. Heykellere saygı ve bağlılık gösterisinde bulunmak moda oldu. Öyle olduki, salih bir kimse vefat edince, hemen heykelini yapmak bir görev haline geldi.

Nesiller geldi nesiller gitti. Çocuklar torunlar babalarının ve dedelerinin heykellere tavırların görmüş, onların önünde başlarını eğdiklerini, saygı duruşunda bulunduklarını görmüşlerdi. Boynuz kulağı geçer misali, çocuklar saygıda babalarınıda geçtiler, secde etmeye, ihtiyaçlarını heykellerden istemeye başladılar. Bu arada heykeller için kurban kesmelerde başlamıştı.

Sonunda heykeller putlaştı. İnsanların ihtiyaçlarını gideren tanrılar olarak kabul görmeye başladı. İbadet artık onlaraydı. Şeytan´ın tuzağına düşülmüştü.


İçerik Araçları
Hikayenin Kategorisi :  
Hikayenin Etiketi :  birkaç  güzel  hikaye
Okunma Sayısı :  199
Hikayenin Açıklaması :  birkaç güzel hikaye şiirleri,sözleri,mektubu,şiirler,sözler

Benzer İçeriklerBeden ve Ruh Temizliği
Namazın şartlarından birisi de abdest almaktır. Abdest almakla belirli organlar hergün birkaç defa yıkanmış olur. Bundan başka namaz kılan .....devamı için tıklayın

Hak Yolcusu
1923 yılı baharında Van´a gelmiş, burada iki yıl kadar kalmıştı. Bu iki yıl içinde ders verdiği talebelerinden Molla Hamid ona birkaç soru sorduktan s.....devamı için tıklayın

Padişah´ın işi ne? (siz kimin için yaşıyorsunuz?)
Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzünt.....devamı için tıklayın

GÜl Baba:.
GÜL BABA Sultan II. Bâyezid, Sahilde gezintiye çıkmıştı. Denizin mavi sularına bakarak ilerlerken bi.....devamı için tıklayın

Mastürbasyonun dini hükmü (İstimna)
Sual: İstimna nedir? CEVAP Mastürbasyon demektir. Sual: Mastürba.....devamı için tıklayın

http://www.sihirlikuyu.com