Dinimize göre reenkarnasyon
Ya Muhammed! Sana ruhu sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbim celle şanühu’nun emrindedir. Ve size, ruh ilminden ancak pek az şey verilmiştir.”
Kur’an’da İsra sûresi 85. ayette yer alan bu bilgi, İslam alimlerinin ve müfessirlerinin ruh ile ilgili çalışmalarında birinci rehber oldu. Tefsirlerini yazarken, Allah’ın (c.c) ruhun mahiyeti, yaratılışı ve evreleri hakkında insanlara pek az şey bildirdiğinin hep şuurunda oldular.
Dünyadaki bütün dinler insanın yaratılışını, ruhun fonksiyonunu, ölümden sonra ne olacağını ve benzeri konuları açıklamaya çalıştılar. Bu inanış sistemleri içerisinde, kabile dinlerinden, tahrif edilen ilahi dinlere ve Uzakdoğu dinlerine kadar bir çok dinde değişik versiyonları ile reenkarnasyon (tenasüh) düşüncesi yer aldı. En köklü ve yaygın olarak Hinduizm ve Budizm’de yer alan reenkarnasyon, ülkemizde de son yıllarda sıkça gündeme gelmeye başladı. Ülkeden ülkeye, hatta bölgeden bölgeye farklılıklar gösteren reenkarnasyonun en genel tanımını şöyle yapmak mümkün: İnsanın ölümden sonra yeni bir bedenle yeniden dünyaya gelmesi ve bu sürecin ruhun kemale ermesine kadar devam etmesi.
Temelde başka bir bedenle doğmayı kabul etseler de farklı türlerde reenkarnasyon inançları var. Mesela bazıları yeniden doğumun sadece insan bedeninde olacağını iddia ederken, bazıları hayvan ve bitki bedenlerinde de yeniden doğumun mümkün olduğuna inanıyor. Bazıları tekrar doğuşun bir ceza ve kefaret olduğunu ileri sürerken, bazıları da gerilemenin mümkün olmadığını, ruhun her beden değiştirmede biraz daha kemale yaklaştığını söylüyorlar. Hint kutsal kitapları olan Veda’lar ise, maddi alemde yaşayan her varlığın insan bedenine ulaşıncaya kadar, 8.400.000 değişik yaşam formundan geçmesi gerektiğini anlatır.
Müslüman mahallesinde salyangoz satmak
Türkiye’de 1950 yılında Bedri Ruhselman’ın önderliğinde kurulan Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği ile beraber başlayan reenkarnasyon faaliyetleri günümüzde Ruh ve Madde Derneği ile sürdürülüyor. Ruh ve Madde Derneği Yayınları adı altında piyasada bir çok kitabı bulunan dernek, reenkarnasyon tezlerinde hayret verici şekilde Kur’an ayetlerini delil olarak gösteriyor. Orijin itibariyle Hint ve Uzakdoğu kökenli olan ve İslam alimleri tarafından tamamen reddedilen bir inancı, Türkiye gibi Müslüman bir ülkede yaymak ve savunmak için de herhalde böyle bir taktiğe ihtiyaç vardır. Türkiye’deki Ruh ve Madde’ciler Kur’an ayetlerini büyük zorlamalarla tevil edip, reenkarnasyona delil olarak göstermeye çalışırken, dünyanın diğer ülkelerindeki reenkarnasyoncuların meseleyi nasıl ispat ettikleri ise merak konusu.
Çok büyük bir bölümü tercüme olan piyasadaki onlarca kitapta dikkat çeken birtakım özellikler var. Genelde çok kötü bir tercümeye ve anlaşılmaz bir Türkçeye sahip olan kitaplar, zaten soyut konulardan bahsettikleri için muğlak ifadeler ve uydurma kelimelerle dolu. Aynı zamanda Ruh ve Madde Derneği Başkanı da olan Ergün Arıkdal’ın çevirisini yaptığı “Metapsişik Terimler Sözlüğü” adlı kitapta bulunan yüzlerce Latin, Hint ve İngilizce kaynaklı kelimelerin Türkçe karşılıkları ve Türk dilinde zihni altyapısı olmadığı için zorlamalarla yapılan tercümelerinden birşey anlamak mümkün değil.
Başka bir özellik de, kitapların çoğunda reenkarnasyon veya tenasüh anlamına gelebilecek kelimelerin hemen hemen hiç geçmemesi ve anlatılan konular reenkarnasyondan bağımsızmışçasına mistik şeylerden bahsediliyor imajının verilmesi.
Ruhsal tebliğler: Çağdaş vahiyler
Araştırmalarımızı sürdürürken fikirlerini almak ve kafamızı kurcalayan soruları çözmek için Türkiye’de bu işin önderliğini yapan Ruh ve Madde Derneği yetkilileri ile de görüşmek istedik. Ancak kendi istekleri üzerine yönetim kurullarına yazılı olarak başvurmamıza rağmen, önce hiç bir gerekçe göstermeden, daha sonra da bizim ısrarımız üzerine piyasadaki kitaplarından yararlanılabileceği gerekçesini göstererek görüşme talebimizi reddettiler. Biz de bu derneğin yayınları arasında yer alan kitaplardan yararlandık ve bu oluşumun ne kadar İslam dışı ve ne kadar bilimsel gerçeklerden uzak olduğu gerçeği ile karşılaştık.
Reenkarnasyoncuların kaynak eser olarak başvurdukları “Sadıklar Planı ve Ruhsal Tebliğler” adlı kitap bu konudaki en çarpıcı örneklerden. Önce size bu kitabın nasıl ve hangi yöntemle hazırlandığından bahsedelim. Reenkarnasyonculara göre, her seferinde yeniden dünyaya gelerek kemale ulaşan varlık en sonunda öyle bir noktaya gelir ki, “içinde bulunduğu buutun hakimi durumuna gelir” ve artık bu varlığın yeniden devr—i daim yaparak bedenlenip tekamül etmesine ihtiyaç kalmaz. Yani artık enkarne olmaya ihtiyaç duymaz. İşte bu ruhlara Ruh ve Madde’ciler Rehber Varlık demekteler. Hipnoz yapılan bir insan bu rehber varlıkların ruhlarıyla görüştürülür ve hipnoz olan kişi hipnoz yapanın sorularını rehber varlığa sorup, cevaplarını aktarır. Bu aktarılan rehber varlıkların tebliğleri, itina (!) ile kaydedilir, toplanır ve sonuçta Sadıklar Planı ve Ruhsal Tebliğler kitabı ortaya çıkar. Reenkarnasyoncular bu gelen tebliğlerin son gelen tebliğler, dolayısıyla çağdaş vahiyler(!) olduğuna inanırlar. Bunlar bin dört yüz yıl önce gelen vahiylerden daha moderndirler ve çağın ihtiyaçlarına cevap vermektedirler. Kur’an ayetleri bunlara göre tefsir edilir, İslam terminolojisinin her kavramı yeniden ve rehber varlıkların çağdaş vahiylerine göre yorumlanır. Öyle ki, onların yorumları içinde ahiret ahiret olmaktan, cennet cennet olmaktan çıkar. Cinler ve melekler yoktur, Cebrail yoktur; Cebrail diye bilinen aslında bir rehber varlıktır.
Tenasüh inancının Türkiye’de tohumlarını atan ve şu anda da reenkarnasyoncuların piri olan Bedri Ruhselman’ın “Allah” adlı kitabı, bu hareketin İslam’ı, Allah inancını ve vahyi nasıl gördüğüne dair önemli ipuçları vermekte. Allah adlı kitabının önsözünde Ruhselman “Kadri, Mustafa Molla, Mevlana Celaleddin—i Rumi, Akın, Selim gibi çeşitli isimlerle andığı sevgili ruh dostlarının tebliğleri’nden bahsederek, adeta bu “yüksek ruhlar”dan “Çağdaş vahiyler” almaktadır. Mesela Ruhselman 11.6.1947 tarihinde “Kadri” adlı yüksek ruha “Allah insanı kendi suretinde yarattı sözünü Allah insanı kendi biçiminde yarattı manasında anlayanlara ne buyurursunuz?” şeklinde edepli bir soru sormakta, yüce “Kadri” ruhu da bu suali cevaplamaktadır. Aynı şekilde 11.1.1948 tarihinde Molla Mustafa adlı ruha “Allah’ı anarken nasıl bir tahayyül içinde bulunmalıyız?” sorusunu sormakta, Molla Mustafa da uzun uzun cevaplamaktadır. Bir diğer orijinal soru ve cevap da şöyle: 16.2.1948 tarihinde Ruhselman sormaktadır; “Cenab—ı Hak, kudretiyle her şeye nüfuz etmiştir, mealinde bir tebliğiniz var. Bu kudret Allah’ın kendisi midir? Yoksa ondan çıkan ayrı bir şey midir?” Yüce ruh Kadri cevap vermektedir: “Bunlar insanların uydurduğu kelimelerdir. Oğlum, hâlâ anlamadınız mı? O, her şeydir. Her şey.”
Ruh ve Madde Derneği mensuplarının temel ve kaynak eser olarak kabul ettikleri ve Bedri Ruhselman’ın Rehber Varlık’larla görüşerek hazırladığını ileri sürdüğü kitabı ile ilgili olarak görüştüğümüz psikiyatristler bir kişinin bu iddialarda bulunabilmesi için mistik paranoya veya dissosyetif bozukluklardan birine sahip olması gerektiğini ifade ediyorlar.
Kur´an ayetlerinin akıl almaz yorumu
İlginç olanı, Hint menşeli olması ve tarih boyunca İslam alimleri tarafından daima kesin bir dille reddedilmesine rağmen, reenkarnasyoncular inançlarına delil olarak Kur’an ayetlerini gösterecek kadar ileri gitmekte, hatta Kur’an ayetlerinin kendilerini nasıl doğruladığını(!) gösteren kitaplar bile yayınlamaktalar. Bunlardan biri Ruh ve Madde Yayınları arasında yer alan S. Çaycı’nın yazdığı Ruhçuluğa Göre Kur’an Öğretisi. Bu kitaba göre Bakara 28, 56, 73, 243, 259, 260, Al—i İmran 27, Nisa 55, 56, Yunus 31, 34, İsra 49, 50, 51, 98, 99, Meryem 66, 67, Taha 55, Mü’minun 99, 100, Furkan 3, Lokman 28, Vakıa 60, 61, 62, Tarık 8, 9, Nahl 38, 39, En’am 36 ayetleri reenkarnasyonu doğrudan ya da dolaylı anlatmakta (!), işaret etmekte (!) ve ispat etmektedir(!).
Bu ayetlerden bir kaç tanesini ele alarak Kur’an’ın nasıl tahrif edildiğini ve nasıl kefi yorumlandığını örneklerle açıklamaya çalışalım. Mesela Mü’minun sûresi 99 ve 100. ayetlerini ele alalım. Bu mevzuda belki de en esnek tefsirlerden biri olan ve bazılarının kendilerine delil olarak gösterdikleri Prof. Dr. Süleyman Ateş’in tefsirinde bu ayetlerin meal ve tefsiri nasıl geçmektedir?
99— Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: “Rabbim, der, beni geri döndürünüz!” 100— “Ki terkettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım.” Hayır bu onun söylediği (olmayacak) bir laftır. Önlerinde, ta diriltilecekleri güne kadar bir perde vardır.
Tefsiri ise şöyle yapılmakta:
“99—100. ayetlerde haktan yüz çeviren insanlardan birine ölüm gelip çatınca geriye baktığı ömründe güzel işler yapmak için bir daha dünyaya dönmeyi temenni edeceği, fakat kıyamete kadar arkalarında bir berzah(engel) bulunduğu, geri dönemeyeceği belirtiliyor. 100. ayette insanların tekrar dirilecekleri gün olan kıyamete değin, ruhun, ayrıldığı bedene bir daha dönmeyeceği anlaşılmaktadır. Bu ayeti insanın hiç bir zaman dünyaya dönmeyeceği şeklinde anlayanlar da vardır. Fakat biz bu kanaatte değiliz. Ayet, ruhun, ayrıldığı bedene dönmeyeceğini ifade ediyor, dünyaya dönmeyeceğini değil. Dünyaya dönmek başka, bedene dönmek başkadır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre Kıyamet haşri dünyada olacaktır. Kıyamette demek ki, insan, yeniden bedene sokulunca haşr alanına gelecektir. Bedensel hayata dönme ancak ba’s ile, yani yeniden diriltilme ile olur. Bunu da ancak Allah yapar.”
Görüldüğü gibi meal ve tefsirde bu kadar açık ifadelerle yer alan bu ayetler, reenkarnasyoncular tarafından kendilerine bir delil gibi gösterilmektedir.
Tenasühçüler tarafından saptırılan diğer bir ayet de Bakara sûresinin 28. ayeti. Süleyman Ateş’in tefsirinin 8. cildinin 67. sayfasında 28. ayetin mealinde “Allah’a karşı nasıl nankörlük edersiniz ki, siz ölüler idiniz, O sizi diriltti, yine öldürecek, yine diriltecek sonra O’na döndürüleceksiniz. Birinci bölüm, insanın dünyaya gelmezden önceki durumudur. Meni hayvancığı iken insan, ölmüş gibi kendinden habersizdir. Meni haline gelmeden evvel hiç bir şey değildi. Demek ki dünyaya gelmeden evvel ölü sayılmaktadır. Dünya hayatı birinci hayattır. Dünyadaki ömrünü tamamladıktan sonra ruhun bedenden ayrılması da ikinci ölümdür. Kıyamette ruhun tekrar bedene girmesi de ikinci hayattır” denilmekte.
Bu konuda ayrıca görüşlerine başvurduğumuz Sayın Süleyman Ateş tefsirinin yanlış anlaşılmasına ve değişik mahfillerde reenkarnasyona destek verdiği iftiralarına dair, “Bunu söyleyenlerin başına benim kadar taş düşsün. Söylediklerimin, yazdıklarımın bir kısmını alıp kendilerine göre yorumluyorlar, ondan sonra da reenkarnasyonu savunduğumu veya tefsirimin reenkarnasyonu desteklediğini söylüyorlar. Bütün bir hayatı Kur’an’a hizmetle geçmiş birisi olarak benim reenkarnasyonu desteklemem mümkün müdür? Reenkarnasyonu kabul etmek haşri reddetmektir, böyle bir şey mümkün değildir” diyor.
Zaman içerisinde bir çok kültürle karşılaşan ve alışverişte bulunan İslam, bütün alimleri ve müfessirleri ile ittifak halinde reenkarnasyon inancını ve bu inancın beraberinde getirdiği inanışları tümüyle reddetmiştir. Bundan 400 yıl evvel İmam—ı Rabbani bakın tenasüh inancını nasıl değerlendirmektedir:
“Bazı mülhidler var ki, batıl olarak şeyhuhet mesleğine dayanarak, tenasühün cevazına hükmederler. Zannederler ki: Nefis kemal haddine ulaşmadıkça, bedenlerde döner durur. Bu manadan olarak derler ki: Nefis, kemal haddini bulduğu zaman, bedenlerde tekalübden fariğ olur. Hatta bedenlerle alakası kalmaz. Zira onun yaratılmasında gaye kemalidir. Onun kemali ki, müyesser oldu, maksat dahi hasıl olmuş olur.
Bu söz apaçık küfürdür; tevatür ile dinde sabit olanı inkardır. Her nefis ki, kemal haddine ulaştı, o zaman cehennem kimin için olacak? Ve kim azab görecek? Onların bu sözü aynı zamanda cesedlerin haşrini, yani ölümden sonra dirilmeyi inkardır. Zira onların fasit kanaatine göre nefsin cesede ihtiyacı kalmamıştır ki, cesetle dirile. Zira o ancak kemalatına bir alettir.”
Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Sayın Mehmet Aydın da İslami ilimlerin tarih boyunca reenkarnasyona bakış açısını değerlendirirken, “İslami ilimler içerisinde yer alan ve imani meseleleri akli ve nakli yollardan ele alan Kelam ilmi, yüzyıllar boyunca sadece var olanı değil, muhtemel olanı da ele almış, üzerinde kafa yormuş ve tenasüh inancını kesin bir dille reddetmiştir. Öyle ki, tarih içinde bir çok kültür ile alışverişte bulunan ve onların İslam bünyesine uygun yönlerini özümleyen dinimiz, reenkarnasyonu hep şüpheyle karşılamış ve reddetmiştir” ifadelerini kullanıyor.
Bilimsel çelişkiler
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi reenkarnasyon inancına delil olarak büyük oranda hipnoz gösteriliyor. Ancak bütün psikiyakristler, hipnozun asla böyle bir fonksiyonunun olmadığı üzerinde hemfikirler. Hipnoz esas itibariyle, hipnoz yapanın telkinleri sayesinde gerçekleşiyor. Dolayısı ile telkinler sonucu yönlendirilen suje, hayalindeki tabloları gün yüzüne çıkarırken reenkarnasyoncular da bunları sujenin geçmiş hayattaki yaşantıları olarak lanse etmeye çalışmaktalar. Son zamanlarda özellikle televizyonlarda yapılan hipnoz gösterilerinde adeta reenkarnasyon şovları yapılırken izleyenler aldatılıyor. İsterseniz örnek olarak, yakın zamanda ünlü bir sinema sanatçısının televizyonda hipnoz edilerek güya geçmiş yaşantısına götürülmesini ele alıp ne denli büyük bir göz boyamanın yapıldığını görelim.
Hipnoz yapılan (suje) sanatçı önce hipnoz olabilmesi için rahatlatılır ve hipnoz yapanın telkinleri ile yönlendirilir. Adeta belli bir yer, zaman ve mekana zihnen götürülür. Hipnoz olduktan sonra dünya haritasına bakması ve kendisini Rusya’da hissetmesi telkin edilir. Burada suje kendisini bir köylü kadın olarak gördüğünü, 18. yüzyılda yaşadığını, İngilizce bildiğini ve ayaklarının kötürüm olduğunu söyler. Ancak, hipnoz yapan, en azından bu bilgilerin doğruluğunu kontrol için birtakım şeylerden hiç şüphelenmemiştir. Mesela, 18. yüzyılda, Rusya’nın kırsal alanlarından bir köyde yaşayan bir kadının İngilizce bilmesi biraz garip değil midir? Bu kadına geçmiş hayatını yaşadığını iddia ettiği zaman ve mekanın koordinatları ile ilgili niçin hiç bir soru sorulmamıştır? Çok basit fakat her insanın yaşadığı döneme ait olarak bilebileceği, mesela o andaki ülkenin devlet başkanı veya yaşadığı köyün, şehrin adı niçin hiç sorulmamaktadır? Suje ayaklarının kötürüm olduğunu söyledikten sonra, ayaklarını nasıl algıladığı sorulmuş, ünlü bayan sanatçı da ayaklarının bir mankeninki kadar güzel olduğunu söylemişti. Ancak tıp biliminde de sabit olduğu üzere kötürüm olan birinin bacak kalınlığı en fazla bir insanın kol kalınlığı kadar olabilir.
Görüldüğü gibi geçmiş hayat diye anlatılan şeyler çok büyük çelişkilerle dolu. Daha da acısı bir hipnoz anında bu tür şeyler anlatan insanları psikiyatristlerin ileri derecede psikolojik hasta olarak görmeleri ve acilen psikiyatrik tedavi altına alınmaları gerektiğini söylemeleri.
Hipnoz anında geçmiş hayatlarını anlatan bu insanlarla ilgili olarak görüştüğümüz psikiyatristler, bu tür insanlarla ilgili olarak çok çarpıcı şeyler söylemekteler. Şu ana kadar belki de bu alanda yapılmış en kıymetli ilmi çalışma olan ve Vedat Şar, İlhan Yargıç ile Hamdi Tutkun adlı Türk psikiyatristler tarafından yazılan bir makale geçtiğimiz günlerde dünyanın en itibarlı psikoloji dergisi “The American journal of Psychiatry” adlı dergide yayınlandı. Bu makale ile ilgili görüştüğümüz Dr. Hamdi Tutkun bu insanları psikolojik olarak şöyle tanımlıyor: “Hipnoz altında geçmişte yaşamış(!) olduğu hayatlarını hatırladığını söyleyen, hatta bu yaşamlarındaki kimliklerini televizyonda çıkıp ifade eden kişilerin benzerlerini biz klinik psikiyatride belirli bir sıklıkla görüyoruz. Bu durum “dissosyetif” bozukluğu olan kişilerde kendiliğinden gözlemlenebileceği gibi, hipnoz altında da gözlenebilir. Geçmişte yaşadığını beyan eden kimlikler aslında o kişinin farklı bir kimlik durumunu, psikolojideki adı ile “Altered ego state” i ifade eder. Böyle insanlarda aynı anda birden fazla kimlik ya da kişilik durumu olabilir. Bu kimlikler gün içinde değişik zamanlarda ortaya çıkıp konuşabilirler. Bu durumu hastalar reenkarnasyon yaşantısı, içinde bir cin olduğu, ölen bir insanın ruhunun kendi bedeninde yaşadığı şeklinde hissedebilirler. Bu durum “çoğul kişilik” ya da “dissosyetif kimlik bozukluğu” olarak bilinir. Ortaya çıkış nedenleri, teşhis ve tedavi süreçleri oldukça iyi bilinmektedir. Yaptığımız çalışmada bu kişilerin önemli bir kısmında reenkarnasyon yaşadığını iddia eden (inancı olsun ya da olmasın) vaka görüldü. Bu kişiler genellikle bu durumu benimsemekten çok bundan rahatsız olmakta ve bunun açıklanmasını istemektedirler. Bu kişiler tedavi sürecinde sözü edilen geçmiş yaşam öyküleri anlatan kimlik durumları ile entegre olup tedavi edilebilmektedir. Tedavinin başarısı aynı zamanda reenkarnasyonun varlığı adına ortaya atılan delillerin aslında iyileştirilebilecek bir bozukluk olduğunun kesin delilidir.”
Üç Türk psikiyatrist tarafından gerçekleştirilen bu araştırma sonucunda elde edilen istatistiklere göre(Tablo 1) dissosyetif bozukluğu olan hastaların önemli bir bölümünde (% 22.9) reenkarnasyon yaşadığına dair şikayetler var. Dr. Hamdi Tutkun’un yukarıda da belirttiği gibi bir hastanın reenkarnasyon yaşadığını iddia etmesi için illa dini inançlarının zayıf olmasına gerek yok. Çok dindar insanlar da bu tür şikayatlerde bulunabilmekteler. Şikayet diyoruz, çünkü reenkarnasyon yaşadığı iddiası ile doktora başvuran hastalar bu durumun anormal bir durum olduğunun farkındalar ve bir an önce tedavi edilmesini istiyorlar.
Reenkarnasyonun ruhçuluk uzantası
Son zamanlarda bütün dünyada yaygınlaşan ve temelleri 19. yüzyılda atılan spiritualizm (ruhçuluk) akımı, tenasüh düşüncesi ile adeta içiçe gibi. Kur’an’da da ifade edildiği gibi ruhlar alemi ve ruhun mahiyeti hakkında çok az şey bilen insanoğlunun bu bilinmeyen aleme ve mistik şeylere olan merakını kullanan ruhçuluk ve bu bağlamda Batı’da, Japonya’da ortaya çıkan sapık tarikatler bunun en çarpıcı örnekleri. Öyle ki belli aralıklarla basın yayın organlarında çıkan sapık tarikatler ve bunların müritleri neredeyse rutin haberler haline geldi. Nitekim geçtiğimiz haftalarda TIME dergisi de kapağını bu meseleye ayırmıştı. Aşağıya Ruh ve Madde Dergisi Yayınları arasında yer alan “Ruhçuluğun ve Ruhsal Tebliğlerin Özellikleri” adlı kitaptan bazı alıntılar yapıyoruz.
Sayfa 23, Madde 34—İsa’nın, ilkesini İncil’de sergilediği, fakat diğer konular kadar tanımlamadığı şu hayatların çoğulluğuna ilişkin konu, bunun gerçekliğini ve gerekliliğini göstermesi yönüyle, Ruhçuluk tarafından açıklanmış yasaların en önemlilerinden biridir. Bu yasa sayesinde insan, beşeri yaşamın gözler önüne serdiği tüm zahiri anormallikleri açıklayabilir olmuştur; sosyal durum farklarına; tekrardoğma olgusu dışlandığı taktirde, kısacık hayatları, ruh için pek gereksiz olaylar haline getirecek olan çok erken ölümlere; daha az veya daha fazla bilgi edinmiş ve yetkilenmiş bulunan ve de önceki hayatlarında edindikleri doğumla birlikte taşıyıp getirmekte olan Varlıkların eskiliklerinden ve kıdemlilerinden ileri gelen entellektüel ve moral yetenek eşitsizliğine hep bu yasa yardımıyla cevaplar bulunmuştur.
Sayfa 24, Madde 36— Aynı varlığın zengin veya fakir, soylu kişi veya emekçi, efendi veya uşak, özgür veya köle, kadın veya erkek olarak doğabildiğini ifade etmek suretiyle Reenkarnasyon görüş, ırk veya kast konusundaki önyargıları silip atmıştır. Köleliğin ve esaretin adaletsizliğine ve kadının, en güçlünün yasasına bağımlılığına karşı öne sürülmüş deliller arasında reenkarnasyonun maddi olgusundan, mantıklı bir biçimde, daha üstün olanı mevcut değildir.
Sayfa 27, Madde 41—Ruhçuluk, Kutsal Kitapları inkar etmek veya yıkmaya çalışmak şöyle dursun, aksine, açıkladığı yeni doğa yasalarından yararlanarak onları doğrulamak, açıklamak ve geliştirmek için gelmiştir; onların içerdikleri öğretilerdeki üstü kapalı noktaları aydınlığa kavuşturmuştur. (Cümle düşüklükleri, gramer hataları ve italik kelimeler tercümana aittir—S.T.)
İman esaslarımızla çatışan reenkarnasyon ilkeleri
1) Haşir (öldükten sonra dirilme) akidemiz açısından her insan kendi hayatından sorumlu olduğuna göre, binlerce cesede girip çıkmış bir ruh hangi kimlikle haşrolacak ve hangi yaşantısına göre günah ve sevapları değerlendirilecek?
2) İnsan dünyada yaptığı en küçük iyilik ve kötülüğün karşılığını ahirette bulacağına göre, tenasüh inanışı gereğince ruhlar ızdırap üzerine kurulu bir beden değiştirme yaşıyorsa, insan yaptığı iyiliklerin karşılığını ne zaman, nerede ve nasıl görecek?
3) Rahmeti sonsuzun rahmeti sayesinde bütün günahlar affedilebileceğine göre, affedilebilmek için tenasühte olduğu gibi ruhların ızdıraplı ve uzun seyahatine ne gerek var?
4) İslam tarihinde İslam’ı kabul etmeden evvel putperest ve evlat katili olup, daha sonra cennetle müjdelenecek kadar muaalla bir mevkiye çıkmış kimseler, sahabe adıyla yadedilen on binlerce örnek herkesin malumu olduğuna göre, terakki için ruhların devr—i daimine ne ihtiyaç var?
5) Her vücud için bir ruh yaratmak Allah’ın sonsuz yaratma kudreti açısından gayet kolaydır. Eğer —farzı muhal— Allah bir grup ruhu yaratıp bunları bütün cesetlere sokup çıkartıyorsa bu durum her ceset için —haşa— bir ruh yaratamadığından mıdır, yoksa başka bir hikmeti mi vardır?
6) Eğer ruhlar devr—i daim yoluyla terakki ederek kemale ereceklerse, cehennem kimler için olacak ve hangi fonksiyonu icra edecek? Aynı şekilde nefsin cesede ihtiyacı kalmayıp kemale ermesinden sonra haşirde cesetlerin yaratılışı nasıl gerçekleşecek?
AKIL VE BİLİM İLE ÇATIŞAN
REENKARNASYON İLKELERİ
1) Şu anda dünyada milyarlarca insan yaşamaktadır. Bu insanların en azından bir kısmının geçmiş hayatına ve o hayatın hususiyetlerine dair bir şeyler hatırlaması gerekirdi. Ancak hiç kimse bu tür şeyler hatırlayamamakta.
2) Reenkarnasyoncuların kendilerine delil olarak gösterdikleri ve güya hipnoz yapılan bazı insanların hipnoz anında geçmiş hayatlarına dair sözleri niçin bütün insanlar için geçerli değil?
3) Psikiyatrinin bir rüknü olan ve bazı tedavilerin bir parçası olarak kullanılan hipnoz, hipnoz yapan insanın telkinlerine bağlı olup ancak bu sayede hipnoz yapılabildiğine göre, bu telkinler sonucu ve tamamen şuursuzca hipnoz altında söylenilen sözler nasıl ilmi bir delil gibi kabul edilebilir?
4) Bütün psikiyatristler zaman zaman hipnozu kullandıklarına göre, dünyada bütün hipnoz yapan psikologların yaptıkları binlerce hipnoz seansı sonunda en azından reenkarnasyona dair emareler görmeleri ve bu konuda ittifak etmeleri gerekmez miydi?
5) Reenkarnasyonun bir diğer iddiasına göre bazı insanlar ikinci hayatlarında hayvan veya bitki olabildiklerine göre, eskiden insan olup ikinci hayatlarında hayvan ya da bitki olan dünyada mevcut bulunan trilyonlarca hayvan ya da bitkide en azından bazı insan davranış ve hususiyetlerinin bulunması gerekmez mi?
6) Niçin bütün psikiyatristler hipnoz seanslarında söylenen sözleri tenasühçüler gibi reenkarnasyona bir delil gibi görmemekte, aksine bu iddiaları ittifak halinde reddetmekte ve bu insanları psikolojik hasta olarak görmekteler?
7)Bu konuda araştırma yapmış bilim adamlarına göre reenkarnasyon inanışının oluşmasındaki en büyük etkenlerden biri, kişinin yaşadığı kültür ortamıdır. Bunu doğrular şekilde niçin sadece Hindistan gibi tenasühün dini bir inanış olarak görüldüğü ve yüzlerce yıllık tenasüh kültürüne sahip Hindular arasında reenkarnasyon inanışı diğer ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar yaygın ve çok?
Psikiyatrist Uzman Dr. İlhan Yargıç
Hipnoz nedir? Reenkarnasyona delil olarak gösterilebilir mi?
Hipnoz, düşünce ve hayallerin gerçek gibi algılanması işlemidir. Üç faktör hipnoz olabilirliği etkiler. Bunlar; doğuştan gelen ve biyolojik olduğu sanılan bir yatkınlık, kişilik özellikleri ve motivasyondur. İnsanların büyük çoğunluğu bu faktörlere bağlı olarak en hafiften en derine kadar değişen derecelerde hipnoz olabilirler. En derin hipnoz hali somnanbulizmdir (hipnoz altında uyurgezerlik). Hipnoz sırasında dikkatin belli bir şeye yoğunlaşması sayesinde hipnoz olan kişi (suje) farklı bir bilinç durumuna girer ve verilen telkinleri aynıyla alabilir hale gelir. Hipnoz altındaki kişi, almayı istediği ya da en azından reddetmediği, temel inançları ile çelişmeyen telkinleri alabilir. Telkin doğrudan ya da dolaylı olarak verilebilir. Hipnozitörün cümleleri içindeki imalar dahi telkin etkisi taşır. Verilen telkin sujenin bilinç dışı, daha önce yaşadığı, okuduğu ya da seyrettiği şeylerden oluşan birikimine göre şekillenir. Dolayısı ile hipnoz altındaki sujeye “geçmiş hayatına döndüğü” ya da “doğumdan öncesine gittiği” nin söylenmesi de reenkarnasyon telkinidir ve zaten bu beklenti ile hipnoz olan ya da en azından buna karşı gelmeyen suje bilinç dışının, fantezilerinin ya da hayal dünyasının ürünü olarak bu doğrultuda bazı şeyler yaşamakta olduğunu hisseder ve bu yaşantıyı beş duyu organı ile gerçekmişçesine algılayabilir.
Hipnoz altında hiç bir yönlendirme olmaksızın ya da uyanıkken kendiliğinden ortaya çıkan kimlik değişiklikleri yani kişinin kendisini farklı birisi olarak tanıtması “dissosyetif bozukluk” adı verilen psikiyatrik rahatsızlığın belirtisidir. Bu hastalığın en şiddetli biçimine çoğul kişilik (dissosyetif kimlik bozukluğu) denilir ve hasta farklı zamanlarda farklı kimliklere bürünür, bu kimlikler birbirinden habersizdir. Dolayısıyla hipnozu reenkarnasyona delil olarak göstermek hiçbir bilimsel temeli olmayan bir aldatmacadan ibarettir. Üstelik bazı psikolojik problemlere bağlı belirtilerin farklı yorumlanarak tedavisiz kalmasına sebep olmaktadır.
