Hz.Ali İle Savaşanların Durumu

RSS Feeds

Hz.Ali İle Savaşanların Durumu


Bir takım insanlar Hz.Ali (r.a) ile savaşanlara "haşa" kafir diyorlar.İki müslüman ordunun savaşması kâfirlik değildir, birbirleriyle savaşanlar kâfir olmazlar. İşte âyet-i kerime meali:Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah´ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.(Huccurat 9)

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah´tan korkun ki rahmete eresiniz.(Huccurat 10)

Adam öldürmek, zina, içki, hırsızlık çok büyük günah iseler de kâfirlik değildir. Sonradan Müslüman olan Hz. Ebu Süfyan, Hz. Muaviye ve Hz. Vahşi, tertemiz birer müslüman, Cennetlik bir sahabi olmuşlar, eski günahları da sevaba çevrilmişti. İşte âyet-i kerime mealleri:Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.
Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah´a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.(Nisa 48)
Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah´a ortak koşan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür.(Nisa 116)
[Kâfir iken Müslüman bir kimseye dil uzatan bu âyeti inkâr etmiş olur. Bu bakımdan Resulullahın kayınbiraderi Hz. Muaviye’ye ve kayınpederi Hz. Ebu Süfyan’a kâfir diyen, kendisi kafir olur.

Ayrıca şu hadis-i şerife göre de kâfir oluyorlar:

(Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur.) [Buhari]
Resulullah efendimiz de, kayınpederine, kayınbiraderine dil uzatanları da lanetleyerek buyuruyor ki:

(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayın peder, kayın valide, kayın birader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]
Eshab-ı kiramın tamamının birbirini sevdikleri, mesela Hz. Ali’nin Hz. Muaviye’yi sevdiğini şu âyet-i kerime açıkça bildirmektedir:

(Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı şiddetli, çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır. Bunları çok zaman rüku ve secdede görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Çok secde ettikleri yüzlerinden belli olur. Bu Onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil´deki vasıfları da şöyledir: onlar, ekine benzer. İnce bir filiz yerden çıkıp kalınlaşıp yükseldiği gibi, az ve kuvvetsiz oldukları halde, kısa zamanda etrafa yayıldılar. Her tarafı iman nuru ile doldurdular. Herkes filizin halini görüp, az zamanda nasıl büyüdü diyerek, şaşırdıkları gibi, hâl ve şanları dünyaya yayılıp, görenler hayret etti ve kâfirler kızıp, öfkelendiler.) [Feth 29]

Eshab-ı kirama kızanların da kâfir oldukları yine bu âyet-i kerimede bildirilmektedir.

İki âyet-i kerime meali daha

(İnanıp iyi işler yapanlar, Cennet ehlidir. Orada onlar ebedi kalacaklardır. Onların altlarından ırmaklar akarken, kalblerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. onlar derler ki: "Hidayetiyle bizi bu nimete kavuşturan Allah´a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler." Onlara: İşte size Cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir.) [Araf 42-43]

Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar. (Hicr 45)

Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.(Hicr 46)

Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.(Hicr 47)

Din-i İslamın en büyük alimlerinden İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:

Şüphe yoktur ki, Hz. Muaviye Sahabe-i kiramın nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber efendimize nesep ile ve nikah ile çok yakın ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasını meth ve sena buyurmuştur. Onda İslamiyet, sohbet, nesep, nikahla akrabalık şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri, Cennette Resulullahın yanında bulunmaya sebep olan şereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik şerefleri de katılınca, kalbinde az bir safa ve sıdkı ve salahı ve imanı ve izanı olan kimse için artık bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz. (Sava’ik-ul-muhrika)

İbni Hacer-i Mekki hazretleri yine buyuruyor ki:

Araf ve Hicr surelerinde (Biz azimüşşan, onların kalblerindeki gıl ve gışşı nezettik) buyuruluyor. Yani kalblerindeki kin ve düşmanlık gibi şeyleri kökünden çıkarıp attık. Demek ki, hiçbir sahabi, başka bir sahabiye haset ve kin beslemez. Çünkü, hepsi Hakkulyakin mertebesine ulaşmışlardır. Aralarındaki savaşlar ictihad sebebi ile idi. Her biri, kendi ictihadı ile hareket etmeye mecbur olduğundan, hiçbiri kötülenemez. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek, (Allah onlardan razıdır) mealindeki âyete inanmamak olur. (Tathir-ül-cenan)
Burada bunu ispat için bir güzel misal verelim:

Eshab-ı kiramın, ensarın büyüklerinden, Peygamber efendimizin mihmandârı, sancaktârı ve katiplerinden olan Halid bin Zeyd Ebu Eyyub-i Ensari hazretleri [Türkiye’de Eyüp Sultan denilmekle meşhurdur] 670 (H.50) senesinde İstanbul’da şehid olmuştur.

Resulullah, Medine’ye hicret edince, deve bunun kapısında çöktü. Mescid yapılıncaya kadar, yedi ay bu mübarek sahabinin evinde misafir kaldı. Bütün eshab-ı kiram istediği halde, Resulullahı yedi ay ağırlama ve evinde bulundurma şerefi bu mübarek zata nasip oldu. Medine ahalisi Hz. Halid’in evine gelip Resul-i ekremi ziyaret etti.

Hz. Halid, Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye ve başka gazalarda Resulullah efendimizin yanında bulundu ve hayır dualarına kavuştu. Birçok muharebelerde sancaktârlık hizmeti ile şereflendi. Bu sebeple kendisine Sancaktâr-ı Resulullah ünvanı verildi. Yüzelli hadis-i şerif haber vermiştir. İhtiyar olduğu halde Hz. Muaviye zamanında, Süfyan bin Avf kumandasındaki ordu ile İstanbul’u almaya geldi. Yezid’in de bulunduğu asker arasında otuzüç sahabi vardı. Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer, Abdullah ibni Zübeyr hazretleri de Ebu Eyyüb-el Ensari Halid hazretleri ile beraberdi. Bunlardan Hz. Halid dizanteriden vefat etti.

Ebu Eyyub-i Ensari hazretleri, Cemel ve Sıffin vakalarında, Hz. Ali’nin yanında bulundu. Kumandanları arasında yer aldı. Hakemlerin kararı ile Hz. Muaviye halife seçildiği gün, Medine’de Hz. Ali tarafından vali idi. Suriye, Filistin muharebelerinde, Mısır ve Kıbrıs’ın fethinde bulundu. Gayet şecaatli ve pek kahramandı. Bir muharebede özrü sebebiyle bulunmadığı için hep üzülürdü.

İlk imana gelenlerden ve hayatta iken ismen Cennetle müjdelenen on kişiden birisi olan Hz.Talha ile ahiret kardeşi idi. Resulullah yapmıştı.

[Ki bu Talha hazretleri, Hicretin 36. yılında, Cemel vakasında, Hz. Ali’ye karşı savaş edenler arasında idi. Bu muharebede şehid olunca, Hz. Ali çok üzülmüştü. Ağlayarak yanına gitmiş, mübarek elleri ile, toprağı yüzünden silmişti. Cenaze namazını kendi kıldırmıştı.]

Evet, bu yüce sahabi, Resulullahın sancaktârı, Hz.Ali’nin kumandan ve valilerinden Hz. Halid, bir zaman önce kendisine karşı savaştığı Hz. Muaviye’nin, halifeliği zamanında İstanbul’un fethi için teşkil ettiği orduya katıldı. Birbirlerini sevmeselerdi, Hz.Ali efendimizin buyurduğu gibi, birbirlerini kardeş bilmeselerdi hiç Hz. Muaviye’nin halifeliği zamanında onun emrine girip, fetih için gönderdiği orduya katılır mıydı? Ki bu katılması onun şehid olmasına da sebep oldu.
İmam-ı a’zam ve hocaları

Ehl-i sünnet Müslümanlarının en büyük âlimi, imam-ı a’zam hazretleri, bütün dünya işlerini, talebelerini ve vazifeleri bırakarak, iki sene, imam-ı Cafer Sadık hazretlerinin sohbetinde bulundu. İmam-ı Cafer Sadık hazretlerinin ilim deryasından doya doya bilgi topladı. Onun, Resulullahtan gelen nurları saçan mübarek kalbinden feyzler aldı. (İmam-ı Cafer Sadık hazretlerine iki sene hizmet etmeseydim, bir şeyden haberim olmayacaktı) buyurdu. İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, imam-ı Cafer Sadık’tan aldığı bilgilerle, feyizlerle olgunlaştı. Çok kimseye nasip olmayan yüksekliklere kavuştu.

Şii kitapları da bildiriyor ki:

Ehl-i sünnet imamları, iman ve fıkıh bilgilerinin ve tasavvuf marifetlerinin, hatta tefsir ve hadis bilgilerinin çoğunu Ehl-i beyt imamlarından öğrendi. Onların terbiyeleri ile yetiştiler. Onların teveccühleri ile yükseldiler. Onlardan müjdeler aldılar. Mesela Şii âlimlerinden ibni Mutahhir-i Hulli (Nehcülhak) ve (Minhecülkerame) kitaplarında, imam-ı a’zam ile imam-ı Malik’in, imam-ı Cafer Sadık’tan ders aldıklarını, Onun yanında yükseldiklerini yazıyor.

İmam-ı a’zam, imam-ı Muhammed Bakır’dan ve Zeyd-i şehidden de ders aldı. Bu mübarek imamlara yıllarca hizmet ederek ilim ve feyz almış olan Ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatmak ne kadar çirkindir. Zerre kadar vicdanı olan kimselerin, o yüce imamlardan fetva vermek ve ictihad etmek için icazet almış olan bu âlimlere itaat etmeleri farz olmaz mı? İmam-ı a’zamın, imam-ı Bakır’dan ve Zeyd-i şehidden ve imam-ı Cafer Sadık’tan, fetva vermek için icazet aldığını Şii imamlarından şeyh-i Hulli de bildiriyor.

İmam-ı a’zamın, ictihad etmek şartlarını taşıdığı, bu imamların şehadetleri ile anlaşılıyor. İmam-ı a’zama dil uzatmak, masum olduğunu söyledikleri 12 imamın şahitliğini reddetmek olur. Bu ise, bütün Şiilerce küfür olmaktadır. Hele masum imamın bulunmadığı bu zamanda, imam-ı a’zamın mezhebine girmek, yani Ehl-i sünnet olmak, bütün Şiilere farz olmaz mı?

Şii âlimlerinden şeyh Hulli diyor ki:

Ebu Hanife, imam-ı Cafer Sadık’ın yanına geldi. İmam-ı Cafer Sadık, ona, “Sen babamın sünnetini her yere yayacaksın. Şaşırmışlara yol göstereceksin. Korkuda olanların yardımcısı olacaksın. Kurtuluş yolunun rehberi olacaksın. Allahü teâlâ yardımcın olsun” dedi.

Şii kitaplarının hepsi diyor ki: Ebu Hanife, Abbasi halifelerinden Ebu Cafer Mansur’un yanına geldi. Orada bulunan İsa bin Musa, Ebu Hanife’yi görünce, “Ya Halife! Bu gelen, bugün yeryüzünün en büyük âlimidir” dedi. Mansur sordu: Ya Numan, ilmi kimden öğrendin? Hz. Ali’nin talebeleri vasıtası ile Hz. Ali’den ve Hz. Abbas’ın talebeleri vasıtası ile Hz. Abbas’tan öğrendim, dedi. Halife de çok sağlam vesikalar bildirdin, dedi.

Şii kitaplarında diyor ki: Ebu Hanife, Mescid-i haramda oturmuştu. Herkes etrafına toplanmış, kendisine sual soruyorlardı. Onlara cevap veriyordu. Sanki cevapları hazır cebinden çıkarıyormuş gibi saçıyordu. İmam-ı Cafer Sadık, ansızın yanına geldi. İmamı görünce, hemen ayağa kalktı. “Ey Resulün torunu! Burada olduğunu önceden bilseydim, böyle iş yapmazdım” dedi. İmam-ı Cafer Sadık da, “Otur ya Eba Hanife! İlim öğretmeye devam et! Babalarımdan öğrendiklerini herkese yay!” buyurdu. Bunlar, İbni Hulli’nin (Tecrid)i şerhinde yazılıdır.

İctihad ayrılığı suç değildir

İmam-ı a’zam ve diğer Ehl-i sünnet imamları, 12 imamın talebeleri oldukları halde, niçin onlardan farklı ictihadlarda bulundukları hakkında Şii âlimlerinden Kadi Nurullah Şuşteri’nin Mecalisülmüminin kitabında diyor ki: (İbni Abbas, Hz. Ali’nin talebesi idi. İctihad derecesine varmıştı. Onun yanında ictihad yapardı. Birçok ictihadı, Onun ictihadlarına uymazdı. Hz. Ali, Onun böyle ictihadlarını kabul ederdi. Bundan anlaşılıyor ki, müctehidin kendi anlayışına göre cevap vermesi lazımdır. Evet, âyet ve hadislerde açık bildirilmiş olan şeyler için ictihad yapılmaz. Yani böyle açık bilgilerden ayrılmak haramdır. Fakat, açık bildirilmemiş olan şeyleri anlamak için ictihad etmek lazım olur. Şu kadar var ki, masum olan imam, ictihadında hiç yanılmaz. Başkaları ise yanılabilir. Fakat bu yanılmaları suç olmaz. Yanılmalarına bir sevap verilir.) Şiilerin Meâlimül-üsul kitabında da, böyle diyor.

Kendilerine, ilk olarak Şii diyenler, Sıffin’de Hz. Ali’nin ordusundaki birlik kumandanları idi. Hz. Ali’nin sözleri, hareketleri, Şii kitaplarına, hep bunlardan işitmekle yazılmıştı. Halbuki, hain, fasık, asi ve yalancı oldukları Nehcülbelaga gibi Şii kitaplarında yazılıdır. Hz. Ali, bunların münafık olduklarını haber verdi. Küfe şehrindekilerin inançları ve ibadetleri hep bunlardan işittiklerine göre idi. Bunlardan Kesai ve Zekeriya bin İbrahim’in Müslüman olduğu belli değildi. Ebu Cafer Muhammed bin Hasan Tusi ve başkaları, bundan işittiklerini yazmışlardır. Zekeriya’nın Hıristiyan olduğu meydana çıktı.

Abbasi hükümdarları, Ehl-i beyt imamlarını zindanlara sokmuşlardı. Yanlarına gitmek, konuşmak yasaktı ama, Ehl-i sünnet âlimleri, tehlikeyi göze alıp, ziyaretlerine giderlerdi. Onlardan ilim, feyz alırlardı. Bütün tarihler bildiriyor ki, imam-ı Musa Kazım zindanda iken, Ehl-i sünnet âlimlerinden Muhammed Şeybani ve Ebu Yusuf ziyaretine gider, bilmediklerini sorar, öğrenirlerdi. O sıkı zamanda, imamın huzuruna gidebilmek için, çok sevgi ve ihlas lazım gelir. Bunlar, Şii kitaplarında da yazılıdır.

İmamiye âlimlerinden Füsul kitabının sahibi, imam-ı Musa Kazım’ın kerametlerini anlatırken, imam-ı Muhammed ve imam-ı Ebu Yusuf’tan işiterek bildiriyor ki, Harun Reşit, imam-ı Musa Kazım’ı hapsetmişti. İkimiz yanına gittik. Zindancılardan biri geldi. Sana bir şeyler lazım ise, bana söyle! Yarın gelirken getireyim, dedi. Hz. İmam, bir şey lazım değil, buyurdu. Adam gidince, bize dönerek, (Bu adam, benden bir şey soruyor ve yarın getireceğini söylüyor. Halbuki, bu gece ölecektir) buyurdu. Adamın o gece öldüğünü haber aldık.

Kamus-ül-alam kitabında diyor ki:

İmam-ı Cafer Sadık, Hz. Ali’nin torununun torunudur. Annesi, Hz. Ebu Bekr’in torunu olan Kasım’ın kızı idi. İmam bunun için, Hz. Ali’den gelen Vilâyet kemallerine kavuştuğu gibi, Hz. Ebu Bekir’den gelen Nübüvvet kemallerine de kavuştu. Her iki kemalden imam-ı a’zam Ebu Hanife’ye bol bol ihsan eyledi. İmam-ı Cafer Sadık, cebr, kimya ve diğer fen bilgilerinde de âlim idi. Büyük islam kimyageri Cabir, imam-ı Sadıkın talebesi idi. Ebu Müslim Horasani, Emevilere karşı isyanını başarabilmek için, İmam-ı Caferi halife ilan etmek istedi. Hz. İmam bunu kabul etmedi. Hatta, Ebu Müslim’in mektuplarını yaktı. Yedi erkek oğlundan en büyüğü İsmail, babasından önce öldüğü için, imamdan sonra, ikinci oğlu Musa Kazım imam oldu. Bunlardan bir kısmı, ayrı yol tutarak, İsmail’i ve oğullarını imam tanıdılar. Bunlara İsmailiye denildi.

Soru: Gerek Cemel gerek Sıffin olayında sahabeden her iki taife ictihad etmiştir. Ehl-i sünnete göre de bu ictihadlarında Hz. Ali, haklıdır. Peki ictihadların hangisinin isabetli olduğunu, hani ancak Allah bilirdi? Ehl-i sünnet bu ictihadlarda Hz. Ali’nin haklı olduğunu nerden bilmiştir?

Cevap:Ortada yanlış olan bir şey yok. Müctehid, diğer müctehid için hatalı veya isabet etmiş diyemez mi? O halde ehl-i sünnet de bu savaşlarda Hz. Ali´nin haklı olduğunu söylüyor. Bunlar da ictihaddır. Ancak bu icma halini alan bir ictihad olduğu için, Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsinin yanılma ihtimali olmayacağı için, yani âlimler hatada birleşmeyeceği için, Allah indinde de Hz. Ali haklıdır. Ötekiler de farklı ictihadda bulundukları için onlara haksız denmez. Şunu da bilmelisiniz ki, hak ile doğru farklıdır. Dört hak mezhebin bütün hükümleri, ictihadları haktır, ama hangisinin doğru olduğunu ancak Allah bilir. Bunun için Hak Allah indinde birdir yerine, doğru Allah indinde birdir demek gerekir.

Eshab-ı kiram birbirine olan düşmanlıkları sebebiyle değil, hakkın ortaya çıkması için savaşmışlardır. Onlar birbirinin dostu idi. İşte âyet-i kerime meali: (İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve [hicret eden eshabı] barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır.) [Enfal 72] (Eshab-ı kiramı birbirine düşman gibi göstermek bu âyete de aykırıdır. Eshabın hepsi cennetliktir.)

1- Âişe validemiz de eshabdan olduğu için Cennetliktir.

2- Peygamber, müminlere kendi nefislerinden önce gelir. O´nun hanımları da onların analarıdır. Akraba da Allah´ın kitabında birbirlerine, diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir maruf (uygun bir vasiyet) yapmanız müstesnâdır. Bu, kitapta yazılıdır. (Ahzab 6)
Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Benimle evlenen kadınlar Cehenneme girmez.) [Deylemi, İ.Neccar, Şirazi]

3- Nur suresinde Allahü teâlâ onun temiz olduğunu bildirip onu övdüğü için Cennetliktir.

Bunlara rağmen İbni Sebecilere uyup da ona kâfir diyenin kendisi kâfir olur.

Hz. Ali Müslüman değildir diye onunla savaşan kâfirdir; fakat Hz. Ali, fitneyi önleyemedi, biz önleriz diye, onunla savaşan, kâfir olmaz. Kâfir olmadığı da Kur´anda açıkça bildiriliyor.
Son söz:

Hz.Ali ile harp edenler, onların dillerine doladıkları birkaç kişi değildi. İslam büyüklerinden binlerle kimse idi.

[Kısas-ı Enbiyada, Hz.Ali ile harp edenlerin sayısının, Cemel, yani deve vakasında otuzbin olduğu yazılıdır. Sıffin vakasında, Hz.Ali ile harp edenlerin yüzyirmibin kişi olduğu bildirildi. Her ikisinde ölenlerin toplamı kırkbeşbin idi. Abdullah bin Sebe ismindeki Yahudi ve arkadaşları, müslüman görünerek, Eshab-ı kiram arasına fitne soktular ve binlerce müslümanın şehit olmasına sebep oldular. Yahudilerin birçok Peygamberi dahi şehit ettikleri Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir.]

İyi bilinmelidir ki, Eshab-ı kiramın işlerine karışmak, onlar hakkında, aklına geleni söylemek, bir müslüman için, son derece edepsizlik ve zavallılıktır. Müslüman ismini taşıyan kimse, Eshab-ı kiram arasındaki ayrılıkları, çekişmeleri, Allahü teâlâya bırakmalı, hepsini iyi bilmelidir. Onları sevmek Muhammed aleyhisselamı sevmek demek olduğunu bilmelidir. Çünkü, (Onları seven, beni sevdiği için sever) buyurdu. Bir müslüman için, kurtuluş yolu, ancak budur.

Ehl-i sünnet âlimlerinin buyurduklarına bakalım:

İmam-ı a’zam hazretleri:

(Eshab-ı kiramın tamamını hayırla anarız.)

İmam-ı Şafii ve Ömer bin Abdülaziz hazretleri:

[Eshab-ı kiram arasındaki savaşlar hakkında] (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) [M.Rabbani c.2, m.96]

İmam-ı Gazali hazretleri:

(Eshab-ı kiram arasındaki olayları mübalağalı anlatmak haramdır. Çünkü onları sevmemeye sebep olur. Dinimizi bize ulaştıran onlardır. Birini kötülemek, dini yıkmak olur.) [Envar li-amel-il-ebrar]

Seyyid Ahmed Rıfai hazretleri:

(Eshab-ı kiram arasındaki olaylar üzerinde aşırı konuşmak, fikir yürütmek, hiç caiz değildir. Hepsini sevmek gerekir. Allah hepsinden razıdır.) [Tevbe 100, Maide 119, Fetih 18]

İbni Hacer-i Mekki hazretleri:

(Eshab-ı kiramın hepsi adil, salih, evliya ve müctehiddir. Eshab-ı kiramdan birini kötülemek, Allahü teâlânın razı olduğunu bildirdiği âyetlere inanmamak olur.) [Savaik-ul-muhrika]

Eshab-ı kiram, bizim ölülerimiz olduğu için kötü söz söylenmez. Çünkü aşağıda birkaçını yazdığımız hadis-i şeriflere aykırı olur:

(Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın.) (Tirmizi)

(Ölülerinize sövmeyin, onlar amelleriyle başbaşa kalmıştır.) [Buhari]

(Hz. Âişe, "Lanetlik İbni Kays ne yapıyor?" diye sorar. Oradakiler "Öldü", derler. Hz. Âişe hemen, Estağfirullah der. "Neden önce lanetledin, sonra istiğfar ettin?" diyene, "Resulullah (Ölülerinizi kötülemeyin) buyurduğu için" diye cevap verir.) [İbni Hibban]

Slm ve dua ile...


İçerik Araçları
Hikayenin Kategorisi :  
Hikayenin Etiketi :  Hz.Ali  İle  Savaşanların  Durumu
Okunma Sayısı :  169
Hikayenin Açıklaması :  Hz.Ali İle Savaşanların Durumu şiirleri,sözleri,mektubu,şiirler,sözler

Benzer İçeriklerAŞure GÜnÜ´nÜz Kutlu Olsun
Değerli arkadaşlar 09.02.2006 Perşembe günü Aşure(katil) günüdür. Aşağıda o gün olanların detaylı olarak açıklaması var. Ama zamanı olmayan arkadaşlar.....devamı için tıklayın

Resulullah(sav)´tan Hz.Ali(ra)´ye tavsiyeler
Hazreti Ali(ra) bildiriyor; Resulullah(sav) bir gün beni huzuru.....devamı için tıklayın

Kıssadan Hisse
"Köle ile Köpek" Hz.ALI´nin ağabeyi Cafer b. Ebu Talib´in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti......devamı için tıklayın

HZ.ali ve Muaviye
Arkadaşlar,bu konuyu tartışmak istiyorum.Ama bu konuyu nerde hangi sohbet ortamında açtıysam,insanlarda hep bi çekinge gördüm.Tartışmaktan yanlış birş.....devamı için tıklayın

Bİlgelerden Çok GÜzel Vecİzeler
8 sey haksizlik ve cefadir. 1- Yalniz kendi nefsi icin dua etmek. 2- Mescide girip de namaz .....devamı için tıklayın

http://www.sihirlikuyu.com