Ehl-î Sünnet Ve´l Cemaat..
İslam uleması itikadi mezhepleri; "Ehl-i Sünnet" ve "Ehl-i Bid´at" olmak üzere iki başlık altında tasnif etmişlerdir. Bid´at : Peygamberimiz (sav) Efendimizden alınan ilim, amel ve halden ibaret olan hakkın hilafına olarak sonradan çıkarılarak, bir tevil ve şüphe neticesinde itikad haline getiren şeyleri ifade eder. Alâüddin El Haskafi "Dürri´l Muhtar" isimli eserinde: "Peygamberden (sav) malum ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmeye bid´at denilir" tarifini yapmıştır. Resül-i Ekrem (sav), vefatından sonra ortaya çıkacak fitnelerle ilgili olarak, mü´minleri uyardığı sabittir. Bütün sahih, sünen ve müsned isimli eserlerde "Kitabu´l -Fiten" başlığını taşıyan bölümler mevcuttur. Kati nasları, heva ve heveslerine uyarak tevil eden zümreler; Hz.Ebu Bekir (ra)´in hilafeti döneminde, silahlı mücadeleye başlamışlardır. Meselenin daha net çizgilerle kavranabilmesi için; Resûl-i Ekrem (sav)´in ve ashabının yolunda giden zümrenin (Ehl-i Sünnet Ve´l Cemaat), tarifini yapmaya gayret edelim. Saadeddin Et-Teftazani (rha)´in tarifine göre; "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat demek, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin yolu ve onun nurlu yolundan gidenlerin, Ashabının yolu demektir. Ehl-i Sünnet: Resulullah (sav) Efendimizin yolu ve sireti olan sözleri, fiilleri ve takrirleridir. Ve´l Cemaat ´de, Ashab, Tabiin, Tebe-i Tabiin ve onlardan sonra gelen ve onlara tabii olan kimselerdir." El-Cevabu Şafi kitabında ise; "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat ´ten maksat, Kitap ve Sünnet üzerinde ittifak etmiş, ihtilaf ve tefrikadan sakınmış, Allah´ın dininde cidal ve münakaşaya sebep veren akla değil, kaynağı kitap ve sünnet´ten gelen delile sarılmış kimselerdir. " (41)
Ehl-i Sünnet ve´l cema´a tabiri "Sünnet ve Cemaate bağlı olanlar, sünnet ve cemaat toplumu" demektir. "Resulullah ile O´nun halifelerinin İslam´ı yaşama ve uygulamada takip ettikleri yol" manasına gelen sünnet, topluluk ve çoğunluk manasına gelen "Cemaat" ile yan yana getirilerek İslam´ın gerçek temsilcilerinin unvanı olmuştur." (42)
Ehl-i Sünnet ve´l Cemaa´, kendisini Kur´an-ı Kerim, Sahih sünnet-i seniyye, Tabiin, Etbeu´t-tabiin ve daha sonraki Müslümanların çoğunluğunun anlayış ve yaşayışı "Kur´an-ı Kerim´in ve Hadis-i Şeriflerin manalarını Ashab-ı Kiram´dan öğrenmişlerdir. Kendiliklerinden hiç bir şey söylememişlerdir. Eshab-ı Kiram´in yolunda oldukları için bunlara Ehl-i Sünnet Ve´l Cemaat denilmiştir." (43)
Resûl-i Ekrem (sav) ´in ve Hulefa-i Raşidiyn´in yolunu dosdoğru takip edenlere "Ehl-i Sünne ve´l Cemaa" ismi verilmiştir. Türkiye´deki yaygın kullanılışı "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat" veya "Ehl-i Sünnet´tir." (44) "Ehl-i Sünnet: Kur´an-ı Kerim ile Sünnet´i Nebeviyye´ye temessük edip doğru yoldan sapmayan kimselerdir." (45) "Ehl-i Sünnet, adından anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber (sav) ´in sünneti ile ve onların yolunda olanlara verilen bir isimdir." (46) "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat kendisini Kur´an-ı Kerim, Sahih sünnet-i Seniyye, Ashab-ı Kiram, Tabiin, Etbeut-Tabiin ve daha sonraki Müslümanların çoğunluğunun anlayış ve yaşayışı, ilmi gerçekler, sağlam duyu organlarının algıları, salim akılla sınırlayan, zikredilen üç kuşaktan sonra da İslam´ı, temsil, Müslümanların çoğunluğunu teşkil eden "kitle"ye verilen ad ve sıfattır. " (47)
Dolayısıyla "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat" tabiri, Tevhidi hareketin aslını teşkil eder. Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat tabiri, doğrudan doğruya tevhid akidesinin hayatta görünen bir tezahürüdür. Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat tabiri; eğitim ve öğretim noktasından tevhid akidesinin sınırları dahilinde yer alır. Bu konuda Gümüşhanevi (rha) şöyle diyor: "Bilinmesi farz olan ilimleri geciktirmeden öğrenmek vacibdir. Bu ilimler şunlardır: İmanı, imanı izale eden şeyleri, küfrü husule getiren şeyleri, Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat mezhebinin görüşlerini öğrenmek bu cümledendir." (48)
O halde tevhidi hareket , Ehl-i Sünnet Ve´l Cemat´ in mahiyetini öğrenmeye mecburdur. İslâm Ulemasına göre "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat"; Hz.Peygamber (sav)´ in yolu olan Sünnet-i Seniyye´ye bağlı ve cemaat olan Sahabe´ye ittiba eden herkese verilen bir isimdir." (49) Yani Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat; Resulullah´ı ve Ashab´ı Kiram´ı adım adım izleyen mü´minlere verilen bir isimdir. Resulullah (sav)´a ittiba etmeyenlerin Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat ile her hangi bir alakalaları yoktur Ehl-i Sünnet; Resulullah ´in sünnetinin ashabıdır. Yani sünnetle hüccet izhar eden kimselerdir. Cemaattan murad da Resulullah´ın cemaatıdır. Bunlar Ashab ve tabiundurlar. Fırka-i Naciye bunlardır." (50)
"Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat" tabiri; ameli mezhepleri değil, itikadi mezhepleri birbirinden ayırmak için kullanılan bir tabirdir. Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat itikadda tek bir mezhebdir. Eş´ari ve Maturidiler Ehl-i Sünnet ve´l Cemaattırlar." (51) Evet, "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat" itikadi bir ayırımın ve ayrılışın sembolüdür. Allah (cc) değişmez hayat programımız Kur´an-ı Kerimde şöyle buyuruyor : "Dinlerini parça parça ederek fırka olanlarla hiç bir ilgin yoktur." (52) Ebedi önderimiz Hz.Muhammed (sav) de şöyle buyuruyor: "İsrail oğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri müstesna, hepsi de cehenneme girecektir. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram O müstesna olan fırka hangisidir ya Resulullah?" diye sorunca, Resulullah (sav) : "Benim ve Ashabımın yolunda olan CEMAATTIR" buyurdu." (53) Dikkat edilirse gerek Kur´an-ı Kerim´de ve gerekse Resul-i Ekrem (sav)´in sünnetinde fırka tabiri, birbirinden tamamen ayrılanları farklı itikada sahip olanları ifade için kullanılmıştır.
Bazı çevreler; fırka ile mezhep arasındaki inceliği kavrayamadıkları için yanlış yorumları gündeme sokmaktadırlar. (54) Bakınız bu konuda Îbn-i Kesir (rh.a) şöyle diyor: "Sizden önceki dinlerin sahipleri kendileri arasında ihtilafa düşerek batıl meseleler yüzünden tefrikaya düştüler. Tıpkı bunlar gibi bizim bu ümmet (ümmet-i Muhammed) de nahlelere (fırka ve grublara) ayrıldı. Bu fırkaların hepsi dalâlettir. Ancak tek bir tanesi müstesnadır. O da: "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat" ´tır. EHL-Î SÜNNET VE´L CEMAAT; Allah (cc)´ın Kitabına, Resulullah(sav) ´in sünnetine, ilk nesil olarak sahabe, Tabiin ve müslümanların ilk zaman ile son imamlarına temessük edendir." (55) Kur ´an, sünnet ve sahabe-i Kiramı bırakarak başka şeylere yönelen ve uyan değildir. Şu hakikati bilmekte fayda vardır; Ehl-i Sünnet itikadda tek mezheb olmakla beraber kendi bünyesinde amelde yüzlerce mezhebin taklid edilmesine yer veren evrensel bir rahmet ve merhamet cephesidir. ...... Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat´ ten olmanın şartı; cihadın kıyamete kadar devam eden bir ibadet olduğunu kabul etmek ve tağuti düzenlere karşı savaşmaktır....
Evet, Ehl-i Sünnet ve´l cemaat; hem abidlerin ve hemde mücahidlerin yoludur. Ancak İslam coğrafyasında itikadda "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat´dan" olduğunu ikrar etmekle birlikte; müstekbirlerin istilaları sonucunda, küfürideolojilerini benimseyen ve "Din ile dünya işlerinin" birbirinden ayrılmasını savunan kimselere de rastlamak mümkündür. Bunlar; Allahü Teala (cc)´nın indirdiği hükümleri reddeden siyasi güçlere destek olmak suretiyle "küfrün" güçlenmesini sağlarlar. Ayrıca küfür ahkâmı ile hükmedilen beldelere "Dar´ûl İslam" demekten bile haya etmezler. Bunların bir kısmı gafil, bir kısmı cahil, bir kısmı da haindir. Allahü Teala (cc)´nın mülkünde, O´nun verdiği rızıklarla hayatlarını devam ettirdikleri halde; bu gerçeği gizleyebilmek için "Hurafeler" yaymakla meşgul olurlar. Elbette bunların da; "Ehl-i Sünnet Ve´l Cemaat" ile yakından uzaktan alakaları yoktur." (56)
Dolayısıyla müşriki otoritelerle kalbi irtibat ve ittifakların içine girerek Resul-i Ekrem (sav)´e ve Ashab-ı Kiram´a karşı baş kaldıran kişi ve grublâr, Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat tabirinin kaps****** giremezler. Bu gün İslam coğrafyasında kendilerine Radikal unvanını vererek "Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat´a saldıranlar, Allah (cc) yolundaki yolcuları dağıtmaya gayret eden tiplerdir. O halde Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat; bir hidayet cephesidir, bir kurtuluş caddesidir...... Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat´in sınırlarını tevhid belirlemiş, Resul-i Ekrem (sav) ve Sahabe-i Kiram fiilen yaşamış, müctehid ulema ise ümmet için Kur ´an ve Sünnetten ahkam istinbat ederek tanıtmıştır. Tevhidi hareketin vazifesi, Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat caddesinde yürümektir. Tarih boyunca Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat caddesinde yürüyenlerin yüzü ak olmuştur. Allah (cc) şöyle buyuruyor : "Kıyamet gününde bir takım yüzler ak ve bir takım yüzler de kara olacaktır. O vakit, yüzleri kara olanlara şöyle denilecek : "-İmanınızdan sonra inkâr ettiniz ha! İşte o küfrünüzün cezası olarak tadın azabı." (57) Abdullah b.Abbas (ra) bu ayetin tefsirinde şöyle diyor : "Ayette geçen siyah yüz sahiplerinden murad; EHL-İ BÎD´ATTIR. Beyaz yüz sahiplerinden murad ise; EHL-Î SÜNNETTÎR. " (58)
Sonuç olarak Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat; niyyet söz ve fiilde Resulullah (sav)´a ve Ashab-ı Kiram´a ittiba etmektir. Tevhidi hareketi diğer hareketlerden ayıran farklı ve haklı özelliklerden birisi de, Tevhidi hareketin; Ehl-i Sünnet Ve´l Cemaat´in mezhebinde karar kılmasıdır. Ehl-i Sünnet ve´l Cemaat üzerinde karar kılmayanlar, Tevhidi hareketin bir müntesibi olamazlar. Çünkü Tevhidi hareket, Sünnet-i Resulullah´ı çiğneyen ve tefrikaya sarılanları kendi içinde barındırabilecek kadar akide haini değildir. Şunu unutmayalım ki; Ehl-i Sünnet ve´l Cemaatta karar kılmak; Tevhid akidesine sadık kalmak demektir." (59)
"Sünnet; Resulullah´ın yolu, Cemaat ise Ashab´ın yolu demektir." (60) İbn Kayyım El-Cevziyye ise şöyle buyurmuştur : "Abdullah b.Abbas ve Cabir b.Abdullah (ra) : "Sıratı Müstakim : ÎSLAM´dır" demişler. Abdullah b.Mesud ve Âli b. Ebi Talib de "Kur´an" demişlerdir. Bu konuda Tirmizi ve başkalarından gelen bir de merfu hadis vardır. Sehl b. Abdullah Sırat-ı Müstakim EHL-Î SÜNNET VE´L CEMAAT´ in yoludur, der." (61)
