sureler

RSS Feeds

sureler


İhlas Suresi

Adı: "İhlâs" bu surenin sadece ismi değil, konusudur da. Bu surede hâlis Tevhid beyan edilmiştir. Kur´an´ın diğer surelerinde de kullanılan "ihlas" kelimesi bu sureye isim olmuştur. Ancak bu surede "ihlâs" kelimesi kullanılmamıştır. Bu isim, surenin manası itibariyle bu sureye verilmiştir. Bir kimse anlayarak bu sureye iman ederse, şirkten kurtulur.

Nüzul zamanı: Bu surenin Mekkî mi, Medenî mi olduğunda ihtilâf vardır.

1) İbn Mesud´dan şöyle rivayet edilmiştir. Kureyşliler Rasulullah´a şöyle sorarlardı: "Rabbinin nesebi nedir?" Bunun üzerine bu sure nazil oldu. (Taberanî). Araplarda bir yabancıyı tanımak istediğinde "Onun nesebi nedir?" diye sormak adetti. Çünkü onlarda bir kimseyi tanımanın ilk şartı, nesebinin ne olduğu ve hangi kabileden geldiğinin açıklanmasıydı. Aynı şekilde Rabbinin kim olduğunu öğrenmek için Resulullah´a da Rabbinin nesebini sormuşlardı.

2) Ebu Ya´la, Ubey b. Ka´b´tan rivayet eder: Müşrikler, "Rabbinin nesebini söyle" dediklerinde Allah (c.c.) bu sureyi nazil etti. (Müsned-i Ahmed, İbn Ebi Hatim, İbn Cerir, Tirmizî, Buharî, İbnü´l Münzir, Beyhaki). Tirmizi´de Ebu Ya´la´dan bir rivayet nakledilmiş, ancak Ubey zikredilmemiştir. Tirmizi buna karşın hadisin sahih olduğunu söylemiştir.

3) Cabir b. Abdullah´tan şöyle rivayet edilmiştir. Bir Arabî (bazı rivayetlere göre halk) Rasulullah´a şöyle sordu: "Rabbinin nesebi nedir?" Bunun üzerine Allah (c.c.) bu sureyi inzal buyurdu. (Ebu Ya´la, İbn Cerir, İbn Münzir, Teberanî, Beyhakî, Ebu Nuaym, fi´l Hilye)

4) İkrime, İbn Abbas´tan şöyle nakletmiştir. İçlerinde Ka´b b. Eşref ve Huyey b. Ahtab´ın da bulunduğu Yahudilerden bir grup, Rasulullah´a gelerek şöyle sordular. "Ey Muhammed! Seni gönderen Rab nasıldır?" Bunun üzerine bu sure nazil olmuştur. (İbn Ebi Hatim, İbn Adiyy, Beyhakî, fi´l Esma ve´s sıfat)

Ayrıca bazı rivayetler de İbn Teymiye´nin İhlas suresi tefsirinde nakledilmiştir.

5) Enes b. Malik´den şöyle rivayet edilmiştir. Hayber´deki bazı Yahudiler Rasulullah´a gelerek şöyle dediler: "Ey Ebu´l Kasım! Allah (c.c.) melekleri nurdan, Adem´i kokmuş çamurdan, İblis´i ateşten, göğü dumandan ve yeryüzünü su köpüğünden yaratmıştır. Peki Rabbinin kendi mahiyeti nedir?" Rasulullah onların bu sorusuna cevap vermedi. Bu sırada Cebrail gelerek, "Ey Muhammed (s.a)! Onlara de ki, (kul hüvellahu ehad)..." dedi.

6) Amir b. Tufeyl Rasulullah´a şöyle sordu: "Ey Muhammed! Sen bizi neye davet ediyorsun?" Rasulullah: "Ben sizi Allah´a davet ediyorum" buyurdu. Amir şöyle dedi: "O zaman, O´nun keyfiyetini anlat. Altından mı, gümüşten mi. yoksa demirden mi?" Bunun üzerine bu sure nazil olmuştur.

7) Dahhak, Katade ve Mukatil´in açıklaması şöyledir. "Ey Muhammed, Rabbinin keyfiyetini anlat, belki iman ederiz. Allah (c.c.) kendi sıfatlarını Tevrat´ta bildirmiştir. Ama sen neyden yapıldığını, hangi cinsten olduğunu söyle. Altından mı, bakırdan mı, yoksa pirinçten mi? Veya demir ve gümüşten mi? O, ne yiyor, ne içiyor? Kimden veraset almış ve varisi kim olacak." Bunun üzerine Allah (c.c.) bu sureyi inzal buyurdu.

8) İbn Abbas´tan şöyle rivayet edilmiştir: Necran Hıristiyanlarından bir heyet bir Papazla birlikte Rasulullah´ın huzuruna geldi. Rasulullah´a şöyle sordular: "Rabbinin nasıl olduğunu söyle. Hangi maddedendir?" Rasulullah şöyle buyurdu: "Benim Rabbim hiçbir şeyden meydana gelmedi. O, her şeyden farklıdır." Bunun üzerine Allah (c.c.) bu sureyi indirdi. Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki, Rasulullah´a çeşitli zamanlarda, insanları davet ettiği mabudun mahiyet ve keyfiyeti sorulmuştur. Rasulullah her defasında Allah´ın emriyle bu cevabı vermiştir. İlk önce Mekke´deki müşrik Kureyşliler sormuşlar ve bu sorunun cevabı olarak ihlas suresi nazil olmuştur.

Daha sonra Medine´de Yahudiler ve Hıristiyanlar, bazen de diğer Araplar söz konusu soruyu Rasulullah´a yöneltmişler, her defasında da onlara cevap olarak Allah (c.c.) bu sureye işaret etmiştir. Bu rivayetlerden anlaşılan şudur ki, Rasulullah´a söz konusu soru yöneltildiğinde cevap olarak her defasında bu sureyi okuduğu için, bu sureye hep yeni nazil olduğu zannıyla bakılmıştır. Onun için, bu rivayetlerin birbirine tezat olduğu gözüyle bakıp yanılgıya düşülmemelidir. Aslında bir mesele hakkında daha önce nazil olmuş bir ayet veya sure varsa, aynı mesele hakkında tekrar soru sorulduğunda Allah (c.c) bu sorunun cevabı olarak ilgili sureye işaret ediyor ve Rasulullah da onu okuyordu. Muhaddisler bunu şöyle açıklamışlardır: "Filan mesele hakkında veya filan soru üzerine bu ayet nazil olmuştur. Buna "nüzul tekrarı" denilmiştir. Yani bir ayet veya bir sure bir defadan fazla nazil olmuştur.

Aslında doğru görüş, bu surenin Mekkî olduğudur. Hatta surenin muhtevasından, Mekke döneminin başlangıcında nazil olduğu anlaşılmaktadır. O zamana kadar, Allah´ın zâtı ve sıfatları hakkında Kur´an´da herhangi bir ayet nazil olmamıştı. Resulullah´ın Allah´a davetini dinleyenler, Rasulullah´ın ibadet ettiği Rabbin nasıl bir şey olduğunu merak ediyorlardı. Bu surenin Mekke döneminin başında nazil olmasının delili, Mekke´de Hz. Bilâl´in sahibi Umeyye b. Halef´in, Bilâl´i kızgın kuma yatırarak göğsüne taş koyduğunda Bilâl´in, "ehad, ehad" diyerek Allah´ı zikretmesidir. Bu kelime ihlas suresinden alınmadır.

[112.1] De ki: O, Allah birdir.
[112.2] Allah sameddir.
[112.3] O, doğurmamış ve doğmamıştır.
[112.4] Onun hiçbir dengi yoktur.

Bu emrin muhatabı Rasulullah´tır. Çünkü "Rabbin nasıldır?" sorusu Rasulullah´a sorulmuştur. Allah (c.c.) da bu nedenle "şöyle cevap veririz." demiştir. Ama Rasulullah´tan sonra her mü´min bu emrin muhatabıdır. Rasulullah´a bu soru sorulduğunda nasıl cevap verdiyse, onlar da öyle cevap vermelidirler.Bu kısa sure sahih rivayetlerde belirtildiği gibi Kur´an´ın üçte birine denktir. Buhari´nin; Sa´d´dan aldığı rivayette deniyor ki: "Biri bir adamın: "De ki: O Allah tektir" ayetini okuyup sürekli onu tekrar ettiğini görmüştü. Ertesi gün adam Hz. Peygambere gelip bu adamın yaptığını haber vermiş ve sanki bu adamın doğru bir iş yapmadığını söyleyecek olmuştu. Hz. Peygamber: "Canımı elinde tutan Allah´a yemin ederim ki; O Kur´an´ın üçte birine denktir´ buyurdu."

Bu rivayetin hiç de garip bir yanı yoktur. Çünkü "De ki: O Allah birdir." cümlesinin Hz. Peygambere açıklaması emrettiği birlik, evet İşte bu birlik gönül ve vicdana yerleşen bir inanç sistemi, varlığın bir yorumu ve hayatın bir programıdır. Bu nedenle sure büyük islam gerçeğinin içinde ana hatlarının en genişlerini içine almaktadır.

"De ki: O Allah tektir." Bu ifade "birdir" sözcüğünden daha tutarlı ve daha anlamlıdır. Zira tektir kavramı "birdir" sözcüğünün anlamı ile beraber, onunla birlikte başka hiçbir şeyin bulunmadığını ve onun hiçbir benzeri olmadığını ifade etmektedir.

Bu sure, insanoğlunun tevhid anlayışının iki türünden biri olan "varlıktaki birlik" inancına cevap vermek, tevhid anlayışını berraklaştırmak için indirilmiştir. Evet, insanoğlunun tanıdığı iki türlü tevhid dini vardır. Bunlardan biri, fizik varlıkla aynı olduğu var sayılan Allah anlayışıdır. Bu anlayış bütün Asya dinlerinin temelini oluşturan bir anlayıştır. İhlas suresi, Allah´ın Yaratıcı vasfını ortadan kaldırıp, onun yerine doğanın evrimini koyan bu tevhid telakkisini cevaplamak için inmiştir. Çünkü bu tip bir tevhid telakkisi insanı ister istemez tanrılaştırır. Neden tanrılaştırır? Doğa, fizik varlık şayet tanrının vücuduysa, bu fizik varlığın en güçlü objesi olan insan, bütün objelerin üzerine çıkar. Bu üste çıkmak, gide gide, insanlar arasına güçlü olanları güçsüz onların tanrısı yapar.

Buradan mükemmel bir hayat yolu ortaya çıkmaktadır. Bu hayat yolu varlığın bu şekilde yorumuna dayanmaktadır. Ve bu yorumun gönüllere yerleştirdiği düşüncelere duygulara ve yönelişlere yaslanmaktadır.

Yalnız Allah´a kulluğun yolu: O´nun varlığından başka hiçbir varlığın gerçekliği olmayan, O´nun faaliyetinden başka gerçek bir faaliyeti bulunmayan, O´nun iradesinden başka hiçbir iradenin etkisinde bulunmayan Allah´a kulluk yolu.

Arzu ve isteklerde, korku ve endişelerde, rahat ve sıkıntıda nimet, bolluk ve kıtlıkta yalnız Allah´a yöneltmeyi ön gören bir yol; yoksa gerçek varlığı olmayan varlıklara ve varlıklar dünyasında gerçek bir etkinliği bulunmayan diğer varlıklara yöneltmenin ne anlamı olabilir?

Yalnız Allah´tan direktif alma yolu; inanç sisteminin düşüncelere, değerlere ve ölçülere ilişkin direktifleri, yasalara, kanunlara, düzen ve sistemlere ilişkin direktifleri, eğitim terbiye ve geleneklere ilişkin direktiflerini yalnız Allah´tan alma yolu. Bu yolda direktif ancak gönüllere ve hayat gerçeğine egemen olan tek varlıktan ve yegane gerçekten alınır. Yalnız Allah için çalışma ve hareket yolu. Hem de yegane gerçeğe yakın olma amacı ve O´ndan Alıkoyan engellerden ve saptırıcı şaibelerden kurtulma yolu. ister bu engeller ve şaibeler insanın gönlünün derinliklerinde olsun, isterse etrafını kuşatan canlılar ve eşya olsun farketmez. Bu engellerden biri de benlik engelidir. Bu varlık aleminin nesnelerinden birine arzu veya korku ile bağlanma da bunlar arasındadır.

Manastıra, mabede kapanarak kurtulma yolu basit ve dolaydır. Fakat islam bunu istemez. Çünkü yeryüzü halifeliği ve insanlığa önderlik yapma, ilahi yolun kurtuluş için ortaya koyduğu şartlarından biridir. Bu daha zor bir yoldur. Ama insanın insanlığını gerçekleştirebileceği biricik yoldur. insanın özündeki yüce soluğun zaferini gerçekleştirebilecek yegane yol. İşte kurtuluş budur. Ruhun, ilahi kaynağına doğru kanatlanması ve yüce hakikatini gerçekleştirmesidir. Hem de hikmet sahibi yaratıcısının kendisi için belirlediği sahada çalışarak.

Bu nedenledir ki ilk davet, tevhid gerçeğinin bu şekilde kalplere yerleştirilmesi ile sınırlı idi. Bütün gücünü bu noktada yoğunlaştırmıştı. Zira bu şekildeki tevhid, vicdan için bir inanç, varlık alemi için bir yorum ve hayat için bir yoldu. Yoksa sırf dille söylenen bir söz değildi. Hatta vicdanlarda yerleşen bir anlayış biçimi de değildi. Tam tersine O her şey sayılıyordu. Dinin tamamı idi. Bunun ötesinde yer alan detaylar ve açıklamalar kalıyordu. Bunlar ise söz konusu gerçeğin bu şekilde kalplere yerleşmesinin doğal bir ürünü olmasından başka bir şey değildi.

Allah´ın tek olmasının anlamı; O´nun samed olması, doğurmamış ve doğrulmamış olması ve hiç kimsenin O´na denk olmaması demektir. Kur´an meseleyi daha iyi açıklamak ve iyice yerleştirmek için detaylara ilişkin bu açıklamalara yer vermektir. "Allah sameddir." Samedin sözcük anlamı izni alınmadan hiçbir işin hükme bağlanmadığı efendi, büyük demektir. Yüce Allah gerçekten kendisinden başka efendi bulunmayan tek efendidir. ilahlığında tekdir O. Herkes O´nun kuludur. ihtiyaçlar yalnız O´ndan istenir. Yalnız O, ihtiyaç sahiplerine yardım eder. Her şey ancak O´nun izni ile hükme bağlanır. Kimse O´nunla birlikte hüküm veremez. Bu sıfat baş tarafta geçen yegane tek sıfatı ile ifade edilmiş olmaktadır.

"O doğurmamış ve doğmamıştır." Allah´ın gerçekliği ezeli ve ebedi olarak değişmeyen bir gerçekliktir. Bir halden bir hale geçip durmaz. Her durumda mutlak kemal sahibidir. Doğum ise üremek ve devam etmektedir. Eksiklik veya yokluktan sonra fazla olan bir varlık halidir. Bu ise Allah için imkansızdır. Sonra bu çift olmayı gerektirir. Çift olmak ise denginin bulunmasını. Bunlar da O´nun hakkında imkansızdır. Bu nedenle "tek" sıfatı baba ve çocuk anlayışını reddetmeyi de kapsamaktadır.

O´nun bir eşi ve dengi yoktur. Ne varlığının gerçekliğinde ne faaliyetinin gerçekliğinde, ne de zati sıfatlarının herhangi birinde eşi ve benzeri yoktur. Bu da O´nun "tektir" sıfatı ile ifade edilmiş olmaktadır. Buradaki ise pekiştirme ve açıklamadır. Bu anlayış düalizm inancını reddetmektedir. Çünkü düalizmde Allah, iyilik ilahı kabul edilir. Karşısında bu inanca göre bir de kötülük ilahı vardır. Bu kötülük ilahı O´nun iyilik işlerini tersi ile karşılar ve yeryüzünde bozgunculuğu yaymaya çalışır. Düalizm inanışlarının en yaygın olanı eski İran inancıdır. Bu inançta bir aydınlık ilahı, bir de karanlık ilahı var kabul edilirdi. Bu anlayış Arap yarımadasının güneyinde hakim olmuştu. Zira bu kesimler İranlıların nüfuzu ve hakimiyeti altındaydı.

Bu sure, islamın tevhid inancını, ortaya koyup yerleştirmektedir. Nitekim Kafirun suresi de tevhid inancı ile şirk inancı arasında herhangi bir benzerliği ve uzlaşmayı reddetmiştir. Her iki sure de ayrı ayrı açılardan tevhid gerçeğini ortaya koymaktadır.


İçerik Araçları
Hikayenin Kategorisi :  Din Kültürü
Hikayenin Etiketi :  sureler
Okunma Sayısı :  30
Hikayenin Açıklaması :  sureler

Benzer İçeriklerKur´an-ı Kerim´in Özellikleri
En son ve en büyük peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)´e Allah tarafından gönderilen Kur´an-ı Kerim müslümanlığın kutsal kitabıdır. .....devamı için tıklayın

Kur´an-ı Kerim´in Nâzil Oluşu ve Vahiy Gerçeği
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce bir süre Mekke yakınındaki Hira dağında bir mağaraya çek.....devamı için tıklayın

Kıyamet Gerçeği!!!
Kıyamet Gerçeği PEYGAMBER EFENDİMİZ (s.a.s.) BUYRUYORLAR Kİ;" VAKIA TEKVİR NEBE(AMME) SURELERİ SAÇL.....devamı için tıklayın

Ruh Çağırma ve islam
Ruh Çağırma Zamanımızda, bazı kimseler arasında, ruh çağırma ve ruhlarla temas kurma özentisi mevcuttur. Derinliğine İslami bil.....devamı için tıklayın

Kısa Kısa dini bilgiler
...:::.. Kısa Kısa Dini Bilgiler..:::... Din Nedir? Cuma Namazı ve Kılınışı İman Nedir? Nasıl İman Edilir? Bayram Namazlar.....devamı için tıklayın

http://www.sihirlikuyu.com