filistin raporu
filistin
Nüfus: 3 milyon 268 bin
Yüzölçümü: 10 bin 435 kilometre kare
Başkenti: Kudüs
Dini: %85 Müslüman, %10 Yahudi, %5 Hıristiyan
Tarih boyunca çok sayıda kavim ve siyasi gücün hakim olduğu Filistin, birçok medeniyete beşiklik etmesi açısından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Filistin, üç semavi dinde tartışılmaz bir öneme sahiptir. Hz. Ömer tarafından barış yoluyla fethedilen Kudüs (638), bütün dinlerce kutsal sayılmakla beraber, bu dönemde tam bir İslam Şehri haline getirilmiştir. Haçlı orduları 1097´de Kudüs´ü işgal ettiklerinde Mescid-i Aksa´yı kiliseye çevirmişler ancak, 1187 yılında Selahhaddin-i Eyyubi tarafından Kudüs´ün yeniden Müslümanların hakimiyetine girmesi sağlanmıştır.
16. yüzyıla kadar Arapların yönetiminde bulunan Filistin, Yavuz Sultan Selim zaman ında Mercidabık Savaşı´ndan sonra (24 Ağustos 1516) Osmanlı yönetimine geçti. Osmanlı Devleti Filistin´i Suriye sınırları içinde Şam´a bağlı Kudüs, Gazze ve Nablus olmak üzere üç sancağa ayırdı. Daha sonra bu sancaklar Kudüs´e bağlı birer eyalet oldu. Ancak bu eyaletler Osmanlı Devleti´nin zayıf düştüğü zamanlarda bağımsızlıklarını ilan ettiler. . I. Dünya Savaşı´ndan sonra ise Filistin´in yönetimi Osmanlı id****inden çıkarak İngiliz mandasına geçti. XX. yüzyıl başlarında yoğunlaşan Yahudi göçü sonucunda, 1948 yılında bu toprak üzerinde İsrail Devleti kuruldu. Bu tarihten başlayarak meydana gelen Arap-İsrail çatışmaları veya İsrail´in giriştiği tek yanlı eylemler sonucunda, hemen hemen tüm Filistin toprakları İsrail´in işgali altına girmiş, bu topraklarda yaşayan insanların büyük çoğunluğu diğer Arap ülkelerindeki mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalmışlardır. 1948 yılında Arap ülkelerinin muhalefetine rağmen, İsrail´in kuruluşu BM tarafından onaylandı.
İsrail Devleti´nin kurulmasının ardından, Ortadoğu Barış Süreci´nin başladığı 1991´e kadar olan dönemde İsrail ile bölgedeki Arap ülkeleri arasında çok sayıda sacaş yaşandı. Bunlar sırasıyla; İsrail Devleti´nin kurulmasının hemen ardından yaşanan I. Arap-İsrail Savaşı (1948), 1956´da Nasır´ın Süvey Kanalı´nı millileştirdiğini açıklaması sonucu ortaya çıkan II. Arap-İsrail Savaşı (1956), Nasır´ın Sina´daki BM askerlerinin geri çekilmesini istemesi ve Akabe Körfezi´ni deniz ulaşımına kapatmasıyla patlak veren Altı Gün Savaşı (1967) ve Mısır, Suriye ve Ürdün´ün Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri2ndeki İsrail kuvvetlerine saldırması ile başlayan Yom Kippur Savaşı (1973).
1991 yılına gelindiğinde Filistinliler savaştan bezmiş ve Arap ülkelerinden de bekledikleri desteği görememeye başlamışlardı. Ayrıca FKÖ ile Hamas arasındaki siyasi rekabet Filistinlilerin gücünü zayıflatmıştı. Uluslar arası toplumun ve ABD´nin baskısı sonucu Ekim 1991´de Madrid Konferansı başladı. Diplomasinin başarısızlığı nedeniyle taraflar kendi aralarında gizli görüşmelere başladılar. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan Oslo Anlaşmaları´nı Wye River Memorandumu ve Camp David Görüşmeleri takip etti. Ancak bu girişimlerin hiç biri başta Kudüs, mülteciler, sınırlar ve yerleşimler konusu olmak üzere pek çok hayati önem taşıyan sorunu çözmeye yetmedi. 28 Eylül 2000´de Ariel Şaron´un provakatif Kudüs ziyaretinin ardından Aksa İntifadası başladı. 2002´de Suudi Arabistan tarafından önerilen Ortadoğu Barış Planı ve Ortadoğu Dörtlüsü´nün Yol Haritası da ne Filistin ne de İsrail tarafını memnun etmeye yetmedi. 2004´te inşasına başlanan sözde güvenlik duvarı ile Batı Şeria dünyadan izole edilerek onlarca kantona bölündü. Şeyh Ahmet Yasin ve Abdülaziz Rantisi suikastları ve Yaser Arafat´ın ölümü Filistin´de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Katliamlar
Filistinlilerin maruz kaldığı en önemli insan hakkı ihlali İsrailliler tarafından gerçekleştirilen katliamlardır:
· Kral Davut Katliamı (22 Temmuz 1946)
· Deir Yasin Katliamı (9 Nisan 1948)
· Lida Katliamı (9-18 Temmuz 1948)
· Safsaf Köyü Katliamı (29 Ekim 1948)
· Davayima Köyü Katliamı (29 Ekim 1948)
· Kibya Köyü Katliamı (12 Ekim 1953)
· Kufr Kasem Katliamı (29 Ekim 1956)
· Samu Katliamı (Kasım 1956)
· Ürdün Katliamları (15 Şubat-4 Haziran 1968)
· Abu Za´abel Katliamı (12 Şubat 1970)
· Sha´a Katliamı (8 Nisan 1970)
· Suriye Katliamı (8 Eylül 1972)
· Libya Katliamı (19 Şubat 1973)
· Beyrut Katliamı (20 Temmuz 1981)
· Sabra ve Şatilla Katliamları (15-16 Eylül 1982)
· Kudüs Katliamı (8 Rkim 1990)
· Hz. İbrahim Camii Katliamı (25 Şubat 1994)
· Kana Katliamı (18 Nisan 1996)
· Cenin Katliamı (3-15 Nisan 2002)
· Nuseyrat Katliamı (Mart 2004)
· Refah Katliamı 15-20 Mayıs 2004)
Hak ihlalleri
Filistin halkının yarısından fazlası kendi topraklarının dışında yaşamaktadır. Bunların çoğu da değişik ülkelerde mülteci durumundadır. Siyonist İsrail yönetimi işgal ettiği topraklara sürekli değişik ülkelerden naklettiği Yahudileri yerleştirdiğinden topraklarını terk etmek zorunda bırakılan Filistinlilerin geri dönüşü zorlaşmaktadır. Filistin İstatistik Bürosu tarafından yapılan açıklamaya göre Filistinli mülteci sayısı 10 milyonu bulmaktadır. Bu da toplam nüfusun %70´ine karşılık gelmektedir. Mültecilerin 3,7 milyonu Filistin topraklarında ve bir milyona yakını ise İsrail Devleti sınırları içinde yaşamaktadır. Yaklaşık beş milyon Filistinli ise başta Arap ülkeleri olmak üzere değişik ülkelerde yaşamaktadır. Mülteciler sorunu Filistin sorununun en önemli açmazı olmasına rağmen yarım asırdır bu soruna çözüm bulunamamıştır. Mültecilerin geri dönüşüne yönelik şimdiye kadar çok sayıda karar alınmış olmasına rağmen, bu karar her zaman İsrail´in engellemeleri ile karşılaşmıştır.
İntifada´nın ardından yoğunlaşan ve 2002´de doruğa tırmanan saldırılar sırasında İsrail, çok sayıda savaş suçu, asker-sivil ayrımı yapmaksızın aşırı güç kullanımı, kasıtlı öldürmeler ve yaralamalar, hareket özgürlüğünün kısıtlanması, evlerin, mülklerin ve altyapının tahrip edilmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin engellenmesi yargısız infaz, keyfi tutuklamalar ve işkence gibi çok sayıda insan hakkı ihlali gerçekleştirmiştir. Aksa İntifadası´ndan 2004 yılı başlarına kadar olan dönemde 5,000 Filistinlinin hayatını kaybettiği bilinmektedir.
Sonuç
İsrail´in bir işgal devleti olarak Ortadoğu´da yerini almasının ardından Filistinliler, savaş, katliam, göç gibi hayati sorunlarla baş etmenin yanında siyasi anlamda var olabilme mücadelesi verdiler. Bölgede yaşanan dört büyük savaş, Arap ülkelerinin azalan desteği, uluslararası toplumun duyarsızlığı İsrail´in daha da güçlenmesini sağlarken, Filistinliler de bu varoluş mücadelesini tek başlarına sürdürmek zorunda olduklarının farkına vardılar.
