Garip Gerçekler(hikayede olabilir)
***Bir lunaparkın gece bekçisi olarak işe başlayan bir vatandaşımız, bir gece çok sıkılmış ve "Bari oyuncaklara binip eğleneyim diye" düşünmüş. Hep binmek istediği ama bir türlü fırsat bulup da binemediği zincirli sandalyeleri gözüne kestirmiş. Hani şu sekolin denilen zincirle yukarıdan bağlı olup dönmeye başlayınca merkez-kaç kuvvetiyle dışarı doğru açılan bi oyuncak vardır ya; işte ona.
Vatandaş sandalyeye oturmuş, eline aldığı uzun bir çubukla aletin şalterini açmış. Şalter iner inmez zincir dönmeye başlamış. İçini çocuk gibi bi sevinç kaplamış. Çığlıklar atıp, klasik zincir ayılıkları yapmaya başlamış. Dönmüş, dönmüş, dönmüş...
Otomatik olarak duracağını sandığı zincir, bir türlü durmuyormuş. Doğal olarak bir süre sonra vücudu isyan etmeye başlamış; başı dönüyor, midesi bulanıyormuş. Sonuçta sabaha kadar dönmüş durmuş. Sabah mesaiye gelen lunapark çalışanları cesedini hala dönmekte olan zincirde bulmuşlar. Yapılan otopside, bekçinin beynindeki denge merkezi damarlarının patlaması sonucu beyin kanamasından öldüğü ortaya çıkmış.
***Dünyanın en gelişmiş ulaşım sistemi olan uzay gemilerinin füzelerinin genişliği 4 feet 8,5 inch imiş. Yani yaklaşık 1 metre 42 santim. Böyle modern bir araç için tuhaf olan bu rakamın ilginç bir hikayesi var. ABD’de demiryollarının ray arası uzunluğu 4 feet 8,5 inch’miş. Niye 4 feet gibi düz bir rakam değil de, hesabı zorlaştıran küsürlü bir rakam seçilmiş?
Bu garip uzunluk ABD’de ilk demiryolları inşaatını yapanların İngiliz göçmenleri olmasına bağlanıyor. Çünkü İngiltere´de de rayların genişliği bu uzunluktaymış.
İngiltere’de demiryolu inşaatı tüm ölçülerini tramvay inşa geleneğinden devralmış. Yani eskinin tramvaycıları yeninin trencileri olmuş. Bu yüzden de ray genişliği 4 feet 8,5 inch kalmış.
Peki tramvay raylarının arası neden 4 feet 8,5 inch’miş? Çünkü bu uzunluk at arabalarının şaşe genişliğiymiş.
Zamanında tramvayın şasesi at arabalarının iki tekerlek arası uzunluğu baz alınarak belirlenmiş. O zamanlar iki tekerlek arası denince akla 4 feet 8,5 inch geliyormuş.
Vazgeçilmesi çok güç bir gelenekmiş bu. Çünkü malum uzunluğun İngiltere’deki tarihi taa Roma İmparatorluğu’nun adayı işgaline kadar uzanıyormuş.
O zamana kadar atlı araba görmeyen adanın yarı medeni insanları, atların araba çekebileceğini Roma savaş arabalarında görmüş. Dolayısıyla İngiltere’nin ilk yolları Romalı askerlerin savaş arabaları tarafından açılmış.
İki derin tekerlek izinden oluşan bu yollar, sonraları İngilizler tarafından yapılan at arabalarının şaşe genişliğini de belirlemiş. Şaseyi kırmak istemiyorsan, yoldaki at arabası izinin uzunluğunu ölçüp tekerlekleri de bu uzunluğa göre yerleştirmek zorundaymışsın.
Aynı şekilde Avrupa’da da tüm yollar standart olarak 4 feet 8,5 inch genişliğindeymiş.
Peki Romalılar bu uzunluğu nereden çıkarmış? Arabaya koştukları atın kıçından! İki atın kalça genişliği 4 feet 8,5 inch tutuyormuş.
Başa dönelim. Tüm bunların füze rampasıyla ilgisi ne?
Solid Rocket Boosters adı verilen füzeler dünyada sadece tek bir firma tarafından yapılıyormuş. Thiokol adındaki firmanın mühendisleri füzeleri ilk tasarladığında daha geniş bir şey yapmışlar ama hemen o vazgeçilemeyen 4 feet 8,5 inch genişliğine dönmek zorunda kalmışlar. Çünkü Utah’taki fabrikada üretilen füzeler tren yoluyla taşınıyormuş. Demiryolu üzerindeki tünellerin genişliği de iki atın kıçının genişliğinden biraz fazlaymış.
***High-tech ürünleri çoğunu ya Amerikalılar bulmuştur, ya da Japonlar. Diye, biliriz biz cahil takımı. Aslına bakarsanız adamların bizden yürüttüğü sürü sepet yenilik var. Buz kalıbından jeton yapan güzel insanların aklından şüphesi olan mı var! Mesela fiber optik kabloyu Paşabahçe’de çalışan bi işçinin bulduğundan kaç kişi haberdar?
Paşabahçe Cam Fabrikası’nın hurda cam deposunda taşımacılık yapan Rıfat, kafayı kısa yoldan zengin olmaya takmış. Hayatını hep avantalar üzerine kurmak istiyomuş. Oturduğu gecekondunun elektriği de kaçakmış ama TEKçiler iki de bir gelip kesiyomuşlar elektriği. Bi gün Rıfat depoda otururken aklına bi fikir gelmiş: “Ulan camdan bi kablo yapıp hattı öyle çeksem bu TEKçilerin ruhu bile duymaz. Heriflerin gözünün önünde paşa paşa kullanırım elektriğimi” diyerek hemen harekete geçmiş.
Hurda camlardan kabloyu yapmış yapmasına ama arada hava kaldığından bi türlü elektriği iletmeyi başaramamış Rıfat. Epey bi uğraşmış, olmayınca da projeyi rafa kaldırmış. Cam kablodan da kendine tesbih yapmış.
Aradan bi zaman geçmiş. AT&T firması Paşabahçe’yi Türkiye’de pilot fabrika seçip buraya mühendislerini göndermiş. Gavurlar bi gün depoda çalışırken havada bi ışık huzmesi görmüşler ve dumura uğramış bi şekilde ışık nerden geliyo diye etrafı incelemeye başlamışlar. Bi masanın üstünde de kopuk bi tespih durmaktaymış. Tesbihin bi ucu yere dönük, bi ucu da florasan lambaya bakıyomuş. Üzerindeki taneleri ışık için izole edilen “tesbih kablo” tavandan aldığı ışığı masanın altına iletmekteymiş. E, bunlar koskoca AT&T mühendisi, onlar anlamıycak da kim anlıycak, olayı o an çözmüşler. “Demek ışık böyle de iletibiliyo, o halde bunu geliştirebiliriz” demişler.
***Dünyanın gelmiş en iyi basketbolcularından biri olarak kabul edilen Michael Jordan doktorlar tarafından sürekli inceleniyormuş. Doktorların amacı Jordan´un maçlar sırasında zıpladığında adeta uçması ve saniyelerce havada asılı kalabilmesinin sırrını ortaya çıkartmakmış. Çünkü Jordan neredeyse fizik kanunlarını hiçe sayıyormuş.Yıllarca süren bu araştırmalar pek bir sonuç vermemiş. Jordan basketbolu bırakınca araştırmalar bir süre durmuş. Ancak 2001-2002 NBA sezonunda yeniden basketbola dönüp üstelik neredeyse eskisi gibi oynayabilmesi sonucunda, bu araştırmalar yeniden başlamış. En sonunda geçtiğimiz aylarda bir anatomi uzmanı ortaya bir teori atmış. Bu teoriye göre: Jordan´un eklem yerlerinde doğuştan hidrojen gazı varmış. "Uçan Kule" Jordan´un havada uzun süre asılı kalmasını bu hidrojen sağlıyormuş. Ancak bu teoriyi ispatlamak için bıçak altına yatması gerekiyormuş ve bu ameliyat çok riskliymiş. Bu nedenle Jordan öldükten sonra üzerinde inceleme yapmaları için tüm vücudunu bilim adamlarına bağışlamış.
