Bir Amerikalı Diplomatın Gizli Raporu
BİR AMERİKALI DİPLOMATIN GİZLİ RAPORUDUR. LÜTFEN OKUYUP DEĞERLENDİRİNİZ
4 Nisan 1920
Başkan
Beyaz Saray
Washington, D.C.
Küçük Asya’da yakınlarda icra ettiğim araştırma sonucu Türkiye’deki konumumuzun rapor edildiği gibi devasa bir hata olduğunu hissetmekten kendimi alamıyorum. Ermenistan adına [davranmak ve] aynı zamanda Türkiye’ye adalet [birbirini] yoketmeyebilir ve Türkiye’nin Amerika adaletine güveni yokolmadan korunabilir. Eğer bu yapılmazsa Türkiye’ye savaştan başka bir alternatif kalmaz. [Savaş] sadece Ermeniler, Yunanlılar ve belki de Amerikan misyonerler, görevlileri için muhtemel kötü sonuçlar doğurmakla kalmaz ama [aynı zamanda] dünyayı tekrar ateşe verecek kıvılcımı çakabilir. Türkiye, Amerika’nın bölünme amaçlamadığı, Türkiye’nin dostu olduğu ve 12nci ilkeye saygı gösterdiği [konusunda] bir an önce haberdar edilmelidir. Geçenlerde Türkiye’de icra ettiğim araştırma hakkında bilgilerimi ve hizmetlerimi sunmaya hâlâ hazırım.
Binbaşı Charles W. Furlong
Hotel Hemenway
Boston Mass.
23 Mart 1920
Başkan’a:
Efendim hatırlayacağınız gibi size 20 Ocak’ta Fiume sorunu ile ilgili yazma onuru duydum. Türkiye ile ilgili konuda size cı olabilecek sadece kendi fikirlerimi değil ama [aynı zamanda] gerçekleri size sunmaya cesaret edebilirmiyim. Hatırlayacağınız gibi Balkanlar ve Yakın Doğu’daki durumun [incelemesine] yönelik araştırmadan döndüm. Buna sadece Türkiye değil ama [aynı zamanda] Suriye, Filistin, Mısır ve 1911-12’deki mevcut savaşın gerçekleştiği Trablugarb gibi ülkeler dahildir.
14 ilkede çok iyi bir şekilde ilan ettiğiniz ve o zamandan beri cesaretle [arkasında] durduğunuz adalet prensiplerini gözönünde tutarak Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, maddi menfaat çevreleri ve aynı zamanda iyi niyetli fakat yanlış bilgilendirilmiş veya önyargılı rahip ve misyonerler ile aşırı fanatik “Hristiyanlar” tarafından çaresiz Türk halkına karşı ısrarla icra edilen haksız propaganda çığı içinden sesimi ve bilgimi bu zamanda [dile getirmekten] sakınırsam bu haksız zulme, acımasızca ortak oluyor gibi hissederim.
İstanbul ve çevresi ile Küçük Asya’nın ortasında durumu ateşkes hükümleri gereği incelerken aşağıdaki [hususları] gördüm veya haberdar oldum:
Müttefik subayların kullanımı için en iyi Türk evlerine çoğunlukla mefruşatı ile elkonulmuştur. Kanıtlar, içindekileri nihayetinde yağmalamak için evlere elkonduğunu işaret etmektedir. İstanbul sokaklarında Türk fahişe bulunmamaktadır. Fakat yetkili kaynaklardan öğrendiğime göre müttefiklerin gelişiyle Rum ve Ermeni kadınları, Türk kadını kıyafeti giyerek onları müttefiklerin gözünde küçük düşürmeye çalışmışlardır. Rumlar, minarelerden namaz için ezan okuyan müezzinlerle alay ettiler ve Müslümanların önünde başıboş sokak köpeklerini; “Muhammed buraya gel” diye bağırarak çağırdılar. İstanbul’da birkaç haftada bir büyük yangınlar çıkarıldı. Yalnız bir yangın bile binlerce Türk evini ortadan kaldırırken Rum emlak tacirleri bazen daha küller soğumadan olay yerinde bulunmaktaydı. Böylelikle ateşkesin koşulları altında Türklerin İstanbul’dan atılması devam etmektedir. Özellikle Küçük Asya sahil kasabalarındaki Rumlarca hiçbir zaman olmayan katliamların gerçekleşmek üzere olduğundan bahseden telgraflar gönderildi ve Yunanlı propagandacılar tarafından ülke dışına gönderilip yayınlandı. Bu esnada, her nekadar basınımız bu ülkedeki Rum, Ermeni, Yahudi ve Junkerlerin Türklere karşı yaptığı propagandaya sürekli kulak verdiyse de, Türk tarafı veya protestoları o kadar sansür altındaydı ki sesini Avrupa ve Amerika halklarına duyuramıyordu. Benzer şekilde, İstanbul’da askeri ataşe gibi görev yapan subay her ne kadar West Point mezunu olsa da bir Ermeni’dir. Ne kadar dürüst olduğuna inansam bile, raporlarının tarafsız olduğunu kabul etmek güçtür.
Türklerin Ermenileri katlettiğine dair hem gerçek hem de büyük abartılar olarak çok şeyler duyduk. Ama ne Ermenilerin Türkleri katletmesi ne de ateşkesin en büyük vahşeti, çaresiz ve barışçı Türklerin İngiltere ve A.B.D.nin tam gözlerinin önünde Yunan birlikleri ve olay için önceden silahlandırılan Rumlar tarafından İzmir’de katledilmesi ile ilgili çok az veya hiçbir şey duymadık. Bir Amerikan görgü şahidinin tanıklığına göre bir gün içinde İzmir’de dört yüz çaresiz Türk katledildi ve Yunanlıların yaralı ve ölmekte olanlara sığınacak yer bırakmayacaklarını bilen Türklerin isteği ile kendi hastanelerine Amerikan bayrağı çekildi. Bu zulüm burada bitmedi. Yunan birlikleri köyleri yakarak, yağmalayarak, tecavüz ederek kuzeydeki Sancak [vilayetine] doğru ilerleyişine devam etti ve ancak yüz bin civarında Türk köylüsü, kadınları, küçük çocukları ile şiddetli kış boyunca kalacakları Bursa’nın güneyindeki dağlara sürüldüğüne dair ikna edici belirtiler olunca durdular.
Kilikya’da böyle bir işgale ihtiyaç olmamasına rağmen, Türk topraklarını işgal eden Fransızların komutasında teşkilatlanmış Ermeni birliklerini gördüm. Türk halkı [Ermenilerin] kızgınlığı altında çaresizdi ve bir Türk bu Ermenilerden bir tanesine Fransız üniformasına dokunacağından dolayı kendi güvenlik veya hayatını tehlikeye atmadan el süremezdi. Geçenlerdeki sözde Maraş katliamları belgelerle doğrulanmamıştır. Gerçekte, duruma aşina olanların çoğunun zihnindeki ciddi soru, o şehir ve civarını işgal altında tuttuğu bilinen silahlı Ermeni ve Fransız birliklerinin elinde acı çeken Türkün olmadığı mıydı?
Türkler ve Arapların herhangi bir Amerikalı gibi zekice 14 ilkeyi tartıştığını ve 12nci [ilkeyi] kelimesi kelimesine aktardığını dinledim. İngiltere, özellikle Amerika koruması altında adil bir barışın tesis edileceğine inanıyor. Ne yazık ki bu arada, ateşkesin defalarca muzaffer milletlerce ihlaline müsaade edildi. Özellikle Fransa, İtalya, İzmir [Yunanistan’ı kastediyor olmalı] ve bazı Ermeni birlikleri ülkede güvenliği sağlama kılıfı içinde aslında ganimeti paylaşmak için Türk toprakları silahlı kuvvetlerce gereksiz olarak işgal edildi. Zira zarar şimdiden verilmiştir ve subayları samimi bir şekilde kalmak için geldiklerini belirtmektedirler.
